Türkiye'nin koruma sorumluluğu politikası (2011-2015): Libya ve Suriye


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Avrupa Birliği (Disiplinlerarası) Ana Bilim Dalı, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2016

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: SERAY KILIÇ

Danışman: Sevilay Zehra Aksoy

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Koruma sorumluluğunun bir norm olarak gündeme gelmesi Türk dış politikasında yeni bir dönemin başlangıcına denk gelmiştir. Kasım 2002'de iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi genellikle değer odaklı bir dış politika izlemiş; insani diplomasiyi Türk dış politikasının önemli bir unsuru olarak görmüştür. Türkiye, bu doğrultuda, koruma sorumluluğu normunu desteklemiş; önleme sorumluluğu ve yeniden inşa etme sorumluluğunu ise daha ön planda tutmuştur. Arap Baharı kapsamındaki ayaklanmalar Libya ve Suriye'ye ulaştığında, Türkiye, koruma sorumluluğu bağlamında ele alınan bu vakalar karşısında, ikili ilişkilerinin, bölgesel güç olma arzusunun ve uluslararası yükümlülüklerinin baskısını hissetmiştir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'nin Libya ve Suriye'de koruma sorumluluğunu yerine getirip getirmediğini ve bu bağlamda uluslararası toplumla birlikte hareket edip etmediğini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda, Türkiye'nin ilgili dönemlerdeki dış politikası süreç izleme ve söylem analizi yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz neticesinde Türkiye'nin Libya ve Suriye vakalarında, koruma sorumluluğuna doğrudan atıf yapmadığı aşamalarda dahi, üzerine düşen sorumluluğu önemli ölçüde yerine getirdiği görülmüştür. Diğer bir deyişle, Türkiye bu iki vakada koruma sorumluluğunun ruhuna uygun hareket etmiş; bu durum koruma sorumluluğu normunun Türkiye'nin son dönem dış politikasındaki ilkeler ile uyumlu olmasından ileri gelmiştir. Ancak Türkiye bu sorumluluğun yerine getirilmesinde her zaman uluslararası toplum ile birlikte hareket etmemiş; her iki vakada da kendi dış politika tercihleri doğrultusunda bir süreç dizayn etmeye çalışmıştır. Libya'da uluslararası toplumun ve Türkiye'deki politika yapıcıların tercihleri arasındaki uyuşmazlık Türkiye'yi bu vakada oyun kurucu olmaktan alıkoymuştur. Suriye'de ise krizin ilk aşamasında yanlış varsayımlar üzerinden hareket eden Türkiye'nin etkisi, hem küresel düzeydeki çıkar çatışmasının yarattığı açmaz hem de uluslararası konjonktürün değişmesi nedeniyle azalmıştır.