Osmanlı Devletinden Erken Cumhuriyet dönemine avukatlık müessesesi ve baro teşkilatı


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi Ana Bilim Dalı, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ARMAĞAN SEÇKİN

Danışman: Hasan Taner Kerimoğlu

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

"Osmanlı Devletinden Erken Cumhuriyet Dönemine Avukatlık Müessesesi ve Baro Teşkilatı" isimli tezimizde günümüzden yola çıkarak modern manada avukat denildiğinde ne anlaşıldığını incelemeye çalıştık. Ardından hukuk kurallarını ortaya çıkaran sebeplerin ne olduğu hakkında incelemeler yapmayı uygun bulduk. Bu konu ile ilgili tespitlerimizin ve anlatımlarımızın ardından avukatlık mesleğinin ortaya çıkmasını sağlayan hak olan "savunma hakkı" ile ilgili izahatlarımızı tamamladık. Osmanlı ülkesindeki avukatlık müessesesi hakkında bilgi vermeden önce mesleğin Batı coğrafyasındaki gelişimi incelemek gibi bir zorunluluk ile karşı karşıya kaldık. Bunun sebebi avukatlık mesleğinin Batı'da tarihsel olarak daha önce profesyonel bir meslek haline gelmesinden kaynaklanmaktaydı. Batı coğrafyasında avukatlık mesleğinin gelişimini inceledikten sonra İslam Hukuku içerisinde avukatlık mesleği ile ilgili inceleme çalışmalarına giriştik. Türklerin 10. asırdan itibaren topluca İslam dinine tabi olmaları ve kurdukları devlet teşkilatlanmalarındaki ana yapının İslam Hukuku temeline dayanması incelemelerimizin de bu doğrultuda yoğunlaşmasına sebebiyet verdi. Yaptığımız incelemelerin içerisinde İslam Hukuku alanında çeşitli vekâlet akitlerinin olduğu ancak savunma anlamında kişi ya da kişilerin haklarının savunulmasının "davaya vekâlet", "husumete vekâlet" isimleriyle düzenlenmiş olduğunu tespit ettik. İslam Hukuku içerisinde davaya vekâlet akdi ile ilgili hukuki bilgileri topluca ele aldık. Ardından İslam Hukuku içerisindeki yargı teşkilatlanması ve bu teşkilatlanma içerisindeki dava vekillerinin rolünü inceledik. İlerleyen süreçte Anadolu Selçuklularının ardından kurulan Osmanlı Devleti'de tıpkı kendinden önceki halefleri gibi devlet teşkilat yapısını İslam Hukuku üzerine inşa etmişti. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken konu Türklerin yüzyıllardır sahip oldukları "Örfi Hukuk" sistemini de İslam Hukuku esasları çerçevesinde kullanmaya devam etmeleridir. Bu sebeple Müslüman Araplar, Osmanlı Devleti ve Müslüman Türkleri, İslam Hukuk kaidelerini tahrif etmeleri sebebiyle eleştirmişlerdir. Klasik dönem içerisinde tamamıyla İslam Hukuku kaidelerine bağlı olan Osmanlı Devletinde, dava vekilliği ile ilgili hükümler de İslam Hukuku esasları çerçevesinde biçimlenmiştir. Tanzimat Fermanı ile başlayan ve Tanzimat Dönemi olarak adlandırılan süreçle birlikte İslam Hukuku kaideleri terkedilmeye başlanmış ve dava vekilliği Avrupa'da olduğu gibi profesyonel bir meslek olarak nitelendirilmeye başlanmıştır. Osmanlı Devletinin ömrünü tamamlamasının ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti, devlet teşkilatlanma yapısında İslam Hukuku ilkelerinden esaslı manada bir kopuş gerçekleştirerek Avrupa Hukuku müktesebatını esas almıştır. Bunun sonucu olarak da zaten Osmanlı Devletinin son dönemlerinde profesyonel manada meslek olarak değerlendirilmeye başlayan avukatlık mesleği, Türkiye Cumhuriyeti'yle birlikte gerçek manada kamusal nitelikli bir müessese kimliğine kavuşmuştur.