Paul Ricoeur'ün anlatısal etik düşüncesinde edilginlik ve başkalık ilişkisi üzerine bir inceleme


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe Ana Bilim Dalı, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2015

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: MEHMET BÜYÜKTUNCAY

Danışman: KUBİLAY AYSEVENER

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Yirminci yüzyılın büyük düşünürlerinden olduğu yaygın kabul gören Paul Ricoeur'ün, geç dönem eserlerinden Başkası Olarak Kendisi'nde, refleksif felsefe ve hermeneutik gelenek zemininde geliştirmekte olduğu özne felsefesini bir etik oluşturmak doğrultusunda tasarlamakta olduğu görülür. Öznenin kendisini ancak dil ve simgeler aracılığıyla bilebileceğini ileri süren Ricoeur özneyi yalnızca bir bilinç değil toplumsal, bedensel ve ahlakî bağlanma yetisine sahip bütünsel bir varlık olarak ele alır. Bu bağlamda o, bir yaşamın bütünlüğünü o yaşamın anlatısal birliği içerisinde kavramayı ve öznenin tüm belirlenimlerini anlatı biçimi temelinde irdelemeyi gerekli görür. Bu çalışma, anlatı ekseninde aynı kalma ve başkalaşma kutupları arasında salınarak kendisini sürekli yeniden özdeşlemesi gereken öznenin etik bir 'kendi' olma sürecine odaklanmaktadır. Anlatısal özdeşlik, 'kendi'yi 'başka' ile ilişki içerisinde kavramayı gerekli kıldığı için kişinin kendisi ile başkaları arasındaki etkinlik-edilginlik dengesini konu edinmektedir. Bunun yanı sıra, anlatı, 'kendi'ye içkin olan başkalık ve edilginlik türlerine tanıklık etmenin de aracıdır. Dolayısıyla, bu inceleme aynı zamanda Ricoeur'ün anlatısal hayalgücü kavramı aracılığıyla 'kendi'nin maruz kaldığı edilginlik durumlarının hangi tarzlarda aşılabileceğini de ele almaktadır. Bu çerçevede, edebî anlatıların olanaklarından da faydalanılarak, insanın kendisini anlatısal bir özdeşlik biçiminde oluşturma sorumluluğunun başkalarıyla etik bir ilişki tesis etme ve iyi hayat ereğine ulaşma yönünde yaratıcı bir edim olup olmadığı sorusuna yanıt aranacaktır.