Faik Ali Ozansoy`un hayatı ve şiiri üzerine bir inceleme
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Ortaöğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Ana Bilim Dalı, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2001
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: HARBİYE ÇAĞLAYAN AKDAĞ
Danışman: SABAHATTİN ÇAĞIN
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Türk edebiyatına damgasını vuran, fakat günümüzde hak ettiği değeri göremeyen bir şâirdir, Faik Âli Ozansoy (1876-1950). Bugün çok az tanınmasına rağmen, yaşadığı dönemde Abdülhak Hâmİd'e olan hayranlığı ve şiirlerine de bu hayranlığı yansıtması, kendisinin edebî çevrelerde "İkinci Hâmid" olarak tanınmasına sebep olmuştur. Aynı şekilde en ünlü eserinin adıyla da zihinlerde yer etmiştir, "Fâni Teselliler Şâiri. Faik Âli, henüz Mülkiye Mektebi'nin sıralanndayken Servet-i Fünun topluluğuna dahil olmuş ve edebî seyrine daha sağlam adımlarla devam etmiştir. Hatta kısa süren bir mevkufiyet devresi geçirmesine rağmen hapisteyken bile "Zahir" takma adıyla şiir yazmaya ve bunları Servet-i Fünun dergisinde yayımlamaya devam etmiştir. Faik Âli, yazı hayatında ağırlığı şiir olmak üzere hikâye, tiyatro, deneme, nutuk mensur şiir, tercüme alanlarında eserler kaleme almıştır. Kitaplaşmış mensur bir eseri bulunmamakla beraber iki tane manzum tiyatro eseri ve beş tane de şiir kitabı bulunmaktadır. Kitaplarına girmeyen şiirlerini de "Şehirler Şehriyân" adı altında toplamak isterse de ömrü buna müsaade etmemiş ve bu isteğini gerçekleştirememiştir. Faik Âli'nin şiirlerinin kronolojik gelişimi gözönünde bulundurulduğunda 1908 yılma kadar Servet-i Fünun ekolünde şiirler yazdığı, bu tarihten ölümüne kadar olan dönemde de millî ve toplumsal konulara yöneldiği görülmektedir. Edebî hayatı boyunca gerek şekil, gerek muhteva bakımından Faik Âli, eskidikçe yeniyi yenilendikçe eskiyi benimseyen bir şâir olmuştur. Yani, Nedim ve Fuzûlî' yle büyüyüp ısrarla aruzdan vazgeçmemek, ama bunun yanında sone nazım şeklini kullanmak, anjambmanlar yapmak, ecnebî kadınlara hayranlık duymak, onlariçin şiirler söylemek ya da bir başka deyişle, edebî hayatında bütün değişimleri yaşadıktan sonra ömrünün son demlerinde gazel tarzı eserler kaleme almak, Fuzûlî için, Nedim için şiirler söylemek, aruza kasîde yazmak. Faik Âli, ilk dönem şiirlerinde Servet-i Fünun'un etkisindedir. Servet-i Fünun anlayışına başından sonuna kadar sadık kalmıştır. Bu dönem şiirlerinde en dikkate değer özellikler sone nazım şeklinin kullanılması, dilin ağır olması ve kapalı bir anlatımın varlığıdır. Bu şiirler incelendiğinde içeriğin aşk, kadın, tabiat, kişisel duygulanmalar etrafında döndüğü görülmektedir. Şiirlerinde ferdiyetçilik, karamsar bir ruh hali dikkati çekmektedir. Bu döneme ait Fâni Teselliler ve Temâsil adlı iki şiir kitabı mevcuttur. Kısa bir süre Fecr-i Âti topluluğunun kurucu başkanlığını yapan şâir, bir süre sonra Servet-i Fünun etkisinden sıyrılır ve 1908 sonrası millî, toplumsal konulara yönelir. Bu yöndeki ilk eseri Midhat Paşa manzumesidir Şâir, artık yaşadığı toplumla ilgilenmektedir. Vatan, millet temi şiirlerinde ön plana çıkan şâirde değişmeyen tek yön dil olur. Bayağılaşmak kaygısıyla dilde muhafazakarlığım hayatının sonuna kadar korumuştur. Faik Âli'nin şiirlerinde en kayda değer özelliklerden biri de yazmış olduğu bir şiiri olduğu gibi bırakmaması ve devamlı onun üzerinde değişiklikler yapmasıdır. Bu durum, şâirin titiz ve mükemmeliyetçi karakterinin bir göstergesidir. Midhat Paşa manzumesinin ardından millî konulan işlediği Elhân-ı Vatan' ı yayımlar. Abdülhak Hâmid için yazdığı Şâir-i Âzam 'a Mektup dışında şiir kitabı bulunmayan şâir, iki tane de manzum tiyatro eserine sahiptir: Payitahtın Kapısında, Nedim ve Lâle Devri. Tiyatro eserlerini oynanmak için değil daha ziyade kendisi için, kendi zevki için kaleme almıştır.1936-1938 tarihleri arasında oğlu Munis'le birlikte Marmara dergisini çıkarır. İş hayatı bitmiş olan şâir, artık hayatının sonuna kadar kendisini yalnızca edebiyata verecektir. Şiirlerinde her zaman samimi olan Faik Âli, şiir ve edebiyatı başkaları adma yapılan bir faaliyetten ziyade, kendisi için yaptığı bir hizmet olarak kabul etmiştir. Eserlerinin anlaşılıp anlaşılmaması ya da eleştirilere uğraması onu hiç ilgilendirmemiştir. Sanatı kendi zevki için yaşayan bir şâir olmuştur. Faik Âli, şiirlerinde şekil mükemmelliğine son derece önem vermiştir. Aruz dışında bir vezin kullanmamış ve kullananları da eleştirmiştir. Nazım şekli olarak da soneyi sıkça kullanan şâir, şiirlerinde ahengi yakalamak için kelime ve ses tekrarlarına başvurmuştur. Genel itibariyle sıfatlan çokça kullanan şâir, edebî sanatlarla da şiirini zenginleştirmiştir. Kullandığı kelimeleri titizlikle seçmiş, gerekirse sonradan şiirleri üzerinde oynayarak beğenmediği kelimelerde değişiklikler de yapmıştır. Yaptığımız bu genel özet ve değerlendirmeden de anlaşılacağı gibi, edebiyatımızda "Fâni Teselliler Şâiri" olarak tanınan Faik Âli Ozansoy, Servet-i Fünun geleneğine başından sonuna kadar sadık kalmış ve bu akımın önde gelen temsilcilerinden kabul edilmiştir. Sanat hayatının ilk yansında, sanat endişesini ön plana çıkarmış, daha sonra da kalemini sosyal konularda kullanmıştır. Abdülhak Hâmid'e olan hayranlığı edebî çevrelerde aşın olarak yorumlansa da o, kendi şahsiyetini bulmuş bir şâirdir. Bununla birlikte aruzu başanlı bir şekilde kullanması, şiirlerinde içerik kadar şekil güzelliğini de ön planda tutması onun şiirlerinin başanlı yönlerindendir. Aynca şiirlerinin ve kendi edebî kültürünün devrine ve sonraki devirlere yol gösterici olması da onu başanlı kılan bir başka özelliktir.