Bulgaristan'da AB üyeliği sonrası Türk azınlığın kimlik örüntüleri: Etnik kimlik, ulusal kimlik, Avrupa kimliği
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Avrupa Birliği (Disiplinlerarası) Ana Bilim Dalı, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2016
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: GÜLFER TUNALI
Danışman: AHMET NAZMİ ÜSTE
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Bu çalışma Osmanlı egemenliğinin mirası olarak heterojen bir etnik yapıya sahip olan Bulgaristan'da homojen bir etnik ulus yaratma gayesiyle asimilasyona maruz kalan, 1989 yılında totaliter rejimin çökmesi ile siyasi mobilizasyonunu gerçekleştiren Türk azınlığın etnik kimlik, ulusal kimlik ve ulusüstü kimlik ilişkilerini sorunsallaştırmaktadır. Tez çalışması Türk azınlığın kimlik örüntülerini topluluk düzeyi ve bireysel düzey olmak üzere iki düzeyde ele almaktadır. Çalışma ilk olarak siyasi elitlerin sürekli bir söylemsel müzakere yürüterek etnik kimlik, ulusal kimlik ve Avrupa kimliği arasındaki örüntüleri yeniden inşa ettiğini savunmaktadır. Bu çerçevede inşacı yaklaşımı temel alarak ve tarihsel-eleştirel söylem çözümlemesine başvurarak Türk siyasi elitlerin ürettiği topluluk düzeyindeki ortak kimlik örüntülerine odaklanmaktadır. Çalışma ikinci olarak toplumsal bir uygulama olan söylemlerle etkileşime giren azınlık üyelerinin öznel çoklu kimlik örüntüleri geliştirdiğini iddia etmektedir. Bu doğrultuda karma metodolojiye başvurarak Türk azınlık topluluğu üyelerinin özdeşim örüntülerini ve öznel anlam örüntülerini incelemektedir. Çalışma Türk siyasi elitlerin azınlık üyelerinin geliştirebildiği çoklu kimlikler, ortak barışçıl geçmiş, Avrupa'da ortak gelecek, Avrupa değerleri temelinde çoketnili sivil ulus gibi anlamlar üreterek etnik kimlik ve sivil kimlik kutupları arasında uzlaşım aradığını ortaya koymuştur. Bireysel düzeyde ise çoklu aidiyet ilişkileri kuran, toplumsal düzeyde etnokültürel kimliği geliştirme bilinci zayıf olsa da AB üyeliğinden sonra da ulusal ve ulusüstü yapılara güven eksikliği duyan Türklerin, sadece özel alanda değil siyasi alanda da kendilerini ve etnokültürel kimliğini koruma bilinciyle ulusal veya ulusüstü bir siyasi topluluk üyesi olarak değil, etnik topluluk üyesi olarak hareket ettiği ortaya çıkmıştır.