Deniz kirliliğini önleme ve kirlilik sonucu oluşan zararları tazmin çalışmalarının Türk idari makamlarınca yürütülmesi


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Disiplinlerarası Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2008

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: NİL KULA DEĞİRMENCİ

Danışman: OĞUZ SANCAKDAR

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Deniz çevresini kirlenmesi sonucu oluşan zararların dünya devletleri ekonomisi, ilişkileri ve hatta politikaları üzerindeki etkileri ve yaşanan kaçınılmaz felaketler, kirlenmeyi önleme ve kirlenme sonucu oluşan zararları giderme bağlamında uluslar arası alanda bir takım çalışmalar yapılmasını zorunlu kılmıştır.1954 Petrol Kirliliğini Önleme Sözleşmesi ile başlayan ve günümüzde de devam eden çalışmaların en önemlilerinden biri hiç şüphesiz ?Petrol Kirliliği Zararlarından Doğan Hukuki Sorumluluk Sözleşmesi (CLC 92)? ve ?Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması İle İlgili Uluslararası Sözleşme (IOPC / FUND 92)?dir. Bu sözleşmelerin bu denli önemli olmalarının nedeni diğer deniz kirliliği ile ilgili sözleşmeler gibi deniz çevresinin kirlenmesinin önlenmesi için alınması gereken tedbirleri belirlemekten ziyade ortaya çıkan zararın giderilmesi için izlenmesi gereken prosedüre değinmesi ve bu zararların belirli bir miktarının karşılanması için üye devletlerin yararlanabileceği bir fon sistemi tahsis etmesidir.Türk hukukunda ise deniz çevresinin kirlenmesini ?önleme? ve kirlenme sonucu oluşan zararları ?tazmin? usullerini -uluslar arası benzerlerinden farklı olarak-bir arada 11.03.2005 tarihli ?5312 sayılı Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlara Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun? düzenlemiş ne var ki işbu kanunu uygulama olanağı henüz bulunamamıştır. Deniz çevresiyle ilgili hazırlanan birçok uluslar arası düzenlemenin derlemesi ve Türk hukukuna uyarlaması olan kanun ile ilk defa idari makamlara zararları tazmin yetkisi verilmekte ve prosedürün işlerliği için birçok alt kurum oluşturulmaktadır. Kanunun aynı konu ile ilgili yapılmış olan uluslar arası düzenlemelerle arasındaki birçok farklılık endişe yaratmakta ve yeknesak bir yapının daha çok uygulanabilir olduğunu düşündürmektedir.