Turner Sendromu tanılı hastaların klinik ve demografik özelliklerinin retrospektif olarak incelenmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: PINAR PRENCUVA AKYÜREK

Danışman: AYHAN ABACI

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Turner Sendromu (TS), bir cinsiyet kromozomunun tamamen veya kısmen yokluğu ile karakterize ve en sık görülen cinsiyet kromozom bozukluğu olup literatüre göre canlı doğan her kız bebekten yaklaşık 1/2000 ile 1/2500 canlı doğumda bir görülmektedir. En yaygın karyotip 45,X'tir, bunu mozaisizm takip etmektedir. TS, yaşla birlikte artan çeşitli morbiditelerle ilişkilidir. TS birçok multisistemik bozukluğa neden olmasına rağmen, en sık görülen prezentasyon genellikle boy kısalığı ve primer gonadal yetmezliktir. Boy kısalığının kızlarda en sık sebeplerinden biri olan TS'de, bu durumun önlenmesi amacıyla rekombinant insan büyüme hormonu (rBH) kullanılmaktadır. Hastalar at nalı böbreği ve aort koarktasyonu gibi konjenital malformasyonlarla başvurabilirler. Ayrıca diyabet, hipotiroidizm, hipertansiyon, işitme kaybı, osteoporoz ve kemik kırıkları görülebilir. TS hastalarında zamanında tanı ve ilişkili sorunların uygun yönetimi önemli morbidite ve mortaliteyi azaltabilir ve yaşam kalitesini artırabilir. Amaç: Bu çalışmada, kliniğimizde TS tanısı ile takip edilen hastaların demografik, klinik, karyotip dağılımları, eşlik eden dismorfik bulguları, anomalileri ve tedavi yanıtlarının geriye yönelik değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalı'nda 2010 – 2022 yılları arasında TS tanısı ile takip edilen 0-18 yaş arası 29 olgunun arşiv dosyaları geriye yönelik incelenerek, demografik, antropometrik, klinik, laboratuvar ve karyotip bulguları, eşlik eden otoimmün hastalıklar ve tedavi yanıtları kaydedildi. Antropometrik verilerin SDS değerlerinin hesaplanmasında Ranke ve Neyzi verileri kullanıldı. Normal dağılan veriler ortalama ±SDS, normal dağılmayan veriler ortanca (25-75p) olarak verilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen olguların ortalaması yaşı 9,62 ± 4,80 yıl olarak saptandı. Olguların hastane başvuru süreçleri incelendiğinde %65,5'inde boy kısalığı, %17,2'sinde Antenatal, %17,2'sinde pubertal gecikme nedeniyle tetkik edilmesi sonrasında tanı aldığı görülmüştür. Hastaların başvurudaki boy SDS değerleri Ranke ve Neyzi kriterine göre sırasıyla, +1,26 ±1,48 ve -2,46± 1,14 olarak saptanmıştır. Hedef boylarının ortalaması 159,48 ± 5,93 (-0,60 ± 0,95 SDS). Olguların %37,9'unda 45,X monozomi, %34,4'ünde mozaisizm, %24,5'inde ise mozaik izokromozoma sahip X olduğu saptanmıştır. Hastaların %72,4'ünde dismorfik bulgu saptanmıştır. Boy kısalığı hastaların %72,4'ünde(n=21) saptanmıştır. Hastaların %10,3'ünde 4.metakarp kısalığı, %6,9'unda skolyoz, %51,7'sinde kubitus valgus, %37,9'unda yele boyun, %13,8'inde yüksek damak, %31'inde meme başı ayrıklığı, %3,4'ünde Kutanöz (ciltte nevüs) bulgu ve %3,4'ünde pektus karinatus saptanmıştır. Hastaların izleminde %6,9'unda (n=2) çölyak otoantikoru ( anti-endomisyum IgA ve anti-gliadin IgA) pozitif tespit edilmiştir. Tanı anında tiroid otoantikorları (Anti -TG ve Anti-TPO) istenen hastaların %44,8'inde (n=13) otoimmün tiroidit saptanmıştır.Altı hastada Anti-TG+, dokuz hastada Anti-TPO+ bulunurken 2 hastada her iki oto-antikor da pozitif saptanmıştır. Olguların TFT sonuçları ile oto-antikorlar birlikte değerlendirildiğinde; 11 tanesi ötiroid Hashimoto, 1 tanesi subklinik hipotiroidi, 1 tanesinde ise aşikâr hipotiroidi saptanmıştır. Hastaların %6,9'unun (n=2) spontan menarş (10 yaş 6 ay ve 14 yaş) olduğu görmüştür. Hastaların %58,6'sına n=17) ortalama 13,72±1,90 yaşında pubertal indüksiyonu uygulanmıştır ve bunların %82,3'ü (n=14) ilk 4 yıl içinde menarş görmüştür. İndüksiyon sonrası menarş (n=14) görülen hastaların yaşlarının ortalaması 14,51 ± 1,57 yıl olarak belirlenmiştir. Hastaların %72,4'ünün ortalama 42,89 ± 8,05 ug/kg/gün dozda büyüme hormonu tedavisi (ortalama başlangıç yaşı: 9,26 ± 3,61) aldığı belirlenmiştir. Hastaların büyüme hızlarının ortalaması tedavinin 1.yılında 7,65 ± 2,36 cm/yıl ve 2.yılında 5,34 ± 2,12 cm/yıl olarak belirlenmiştir. Tedavi alan 21 hastadan altı tanesi henüz final boya ulaşmadı ve tedavisi devam etmektedir. Hastalardan 15 tanesinin final boyları 151,35 ± 5,49 cm ve -1,96 ± 1,02 SDS (Neyzi) olarak belirlenmiştir. Sonuç: Olgularımızın tanı yaşlarının ortalaması Türkiye ortalamasına göre daha erken yaşta, uluslararası kaynaklara göre daha geç yaşta olduğu görüldü. En sık görülen sitogenetik anomali olan Monozomi X (45,X) hasta grubumuzda da benzer bulunmuştur. Boy kısalığı Neyzi verilerine göre hesaplandığında hastaların %68.9'unda (n=20) saptanarak en sık görülen fenotipik bulgu olmuştur. Çalışmamızda büyüme hormonu tedavi dozlarının ortalaması 42,89 ± 8,05 ve büyüme hormonu tedavisi maksimum dozlarının ortalaması 46,76 ± 6,36 olarak belirlenmiştir. Hastaların %58,6'sına (n=17) ortalama 13,72±1,90 yaşta pubertal indüksiyon uygulanmıştır. 17 hastanın %82,3'ü (n=14) ilk 4 yıl içinde menarş görmüştür. İndüksiyon sonrası menarş (n=14) görülen hastaların yaşlarının ortalaması 14,51 ± 1,57 yıl olarak belirlenmiştir. Çalışmamız sonucunda uluslararası çalışmalar ve uzlaşı raporlarına göre çoğunlukla benzerlikler göstermiş olsak da mevcut uygulamada geliştirilmesi gereken bazı klinik uygulamalar bulunmaktadır. Hastaların tanı anında fizik muayene bulgularını belli bir standardizasyonda kayıt altına almak ve karyotip analizi ile tanısı kesinleşmiş tüm TS hastalarından istenmesi gereken tetkiklerin not edilerek hastaların uzun dönemde morbiditeleri açısından yakın izlenmesi gerekmektedir. Ülkemizde TSli çok sayıda vaka ergenliğe kadar teşhis edilemeden kalmakta veya doktora başvuru çok geç olmaktadır. Klinik şüphe, bu çocukları daha erken teşhis etmemize yardımcı olabilir. Tanı konulan hastalar genellikle takipte kaybedilmektedir. Bu kızlarda TS daha erken teşhis edilirse, maksimum potansiyellerine kadar büyüme elde etmek mümkün olacaktır. Erken tanı, uygun yönetim ve takip ile multidisipliner bakım sağlamamıza ve dolayısıyla komplikasyonları önlememize yardımcı olacaktır. Bu kızların günlük yaşamlarındaki psikososyal sorunları ele almak büyük bir zorluk olmaya devam etmektedir ve pediatrik endokrinoloji kliniğinde takibin bir parçası haline gelmeli ve morbiditeyi azaltmak için yetişkin bakımına sorunsuz geçişlerini sağlamalı, TSli hastanın yetişkinlik döneminde sürekli takip ihtiyacını fark etmesini sağlamalıyız.