AKUT APANDİSİT TANISI ALAN OKUL ÖNCESİ, OKUL ÇAĞI VE ADÖLESAN YAŞ GRUBU HASTALARIN KLİNİK, LABORATUVAR VE GÖRÜNTÜLEME BULGULARININ RETROSPEKTİF KARŞILAŞTIRILMASI
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: EMRE BAKIR
Danışman: Anıl Er
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Çocuk Acil Bilim Dalı çok çeşitli yakınma spektrumunda hasta başvurusunun olduğu bir bilim dalıdır. Bu hasta popülasyonunun önemli bir kısmını ise karın ağrısı yakınması ile başvuran hastalar oluşturmaktadır. Karın ağrısı ile başvuran hastalarda fizik muayene, laboratuvar ve görüntüleme bulguları ışığında akut batın ayrımı yaparak hastaları ivedilikle cerrahiye yönlendirebilmek büyük önem taşımaktadır. Akut batın kliniğine yol açan patolojilerden biri de akut apandisittir. Amaç: Farklı yaş gruplarında akut apandisit tanısı alan hastaların prezentasyonları çok değişkendir ve özellikle okul öncesi yaş grubunda tanısal güçlük daha da fazladır. Bu nedenle çalışmamızda Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Çocuk Acil Bilim Dalı'nda okul öncesi, okul çağı ve adölesan yaş grupları olmak üzere farklı yaş gruplarında akut apandisit tanısı almış hastaların klinik, laboratuvar ve görüntüleme bulgularının karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Bu çalışmadan elde edilen farklı yaş grubunda akut apandisit belirti ve bulgularına ait verilerin hem literatüre katkıda bulunulması hem de tanı sürecinde klinisyene yol gösterici olması beklenmektedir. Gereç ve Yöntem: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Acil Bilim Dalı'nda 2013-2023 yılları arasında akut apandisit ön tanısı alarak Çocuk Cerrahisi tarafından opere edilmiş 0-18 yaş arası 1406 hastanın kayıtları retrospektif olarak incelenerek, başvuru şikayetleri, fizik muayene, laboratuvar ve görüntüleme bulguları ve operasyon kayıtları kaydedildi. Bulgular: Bu çalışmada, akut apandisit tanısı almış 1406 çocuk hastanın klinik, laboratuvar ve radyolojik bulguları yaş gruplarına göre karşılaştırılmıştır. Çalışmaya dâhil edilen çocukların çoğunluğunu erkekler oluşturmuş ve cinsiyet dağılımı açısından yaş grupları arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,607). Ateş, kusma ve iştahsızlık gibi klasik klinik bulguların oranı yaş grupları arasında anlamlı farklılık göstermektedir (p <0,001, p<0,001 ve p=0,009). Başvuru öncesinde enfeksiyon öyküsü, antibiyotik kullanımı ve başka bir merkeze başvuru oranlarının 6 yaş altı grupta diğer gruplara göre daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0,001). İnflamatuvar belirteçlerden BK, ANS, CRP ve sodyum 12-18 yaş grubunda diğer gruplara göre düşük saptanmıştır (p <0,001). İdrar tahlilinde lökosit pozitifliği açısından yaş grupları arasında anlamlı farklılık izlenmiştir (p = 0,029). ADBG'de hava-sıvı seviyesi varlığı 6 yaş altı grupta diğer gruplara göre daha yüksek oranda bulunmuştur (p<0,001). USG'de plastron varlığı %1,6 ile en düşük 12-18 yaş grubunda görülmüştür (p= 0,004). Cerrahi yöntem olarak küçük yaş grubunda açık cerrahi (laparotomi) daha sık tercih edilmiş, ameliyat sırasında plastron ve abse varlığı bu yaş grubunda daha yüksek oranlarda bulunmuştur (p <0,001). Patoloji sonuçlarına göre negatif apendektomi oranları ise yaş grupları arasında anlamlı farklılık göstermemiştir (p=0,385). Sonuç: Bu çalışmada, akut apandisit tanısı alan çocuk hastalarda yaş gruplarına göre klinik, laboratuvar ve radyolojik bulgular karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda küçük yaş grubunda ateş, kusma, iştahsızlık gibi spesifik olmayan bulguların daha sık görüldüğü, radyolojik olarak komplikasyon oranlarının daha fazla olduğu ve cerrahi yaklaşımda açık cerrahi yönteminin daha sık tercih edildiği belirlenmiştir. Buna karşın, büyük yaş grubunda inflamatuar belirteçlerin daha düşük olduğu, biyokimyasal parametrelerin daha stabil olduğu ve minimal invaziv cerrahi yöntemlerin daha fazla kullanıldığı saptanmıştır. Bu sonuçlar, küçük yaş grubundaki hastaların daha komplike bir klinik seyir gösterebileceğini ve tanı ile tedavi süreçlerinde yaşa özgü farklılıkların göz önünde bulundurulması gerektiğini ortaya koymaktadır.