Zillet kavramı bağlamında 90 sonrası çağdaş sanatta beden imgesi
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Resim Ana Sanat Dalı, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2022
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: YEKATERYNA GRYGORENKO
Danışman: RAGIP TARANÇ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Bedenlerimiz toplumsal normlara göre şekilden şekle girer. Baskı ve otorite ile bize nasıl olunması gerektiği anlatılır ve zorunlu bir şekilde aktarılır. Biz de bu kurallardan dolayı çevremizde yer edinebilmek için toplumun nesnesi haline geliriz. Ve böylelikle bedenlerimiz bize ait olmaktan çıkar. Fakat aslında bedenden önce 'ben' yani özne toplumsal ve kültürel kodlardan geçerek harmanlanır ve öteki ben ya da eksik özne olarak hayata başlar. Tezin başlığında geçen zillet kavramı, İngilizcedeki adıyla abject ilk defa 1990 yılında Julia Kristeva'nın George Bataille ve Jacques Lacan'dan ilham alarak "Korkunun Güçleri" adlı kitabında bahsedilmiştir. Bu kavram literatürde güç, saygınlık, üstünlük manasına gelen izzetin karşıtı yani aşağılık, zayıf, atık anlamına gelmektedir. 1990'dan önce Bataille bu kavrama benzer durumları ölüm, erotizm ile informe (formsuzluk) başlığı altında toplamış, Lacan ise gerçek kavramında bir araya getirmiştir. Tezin başlığında geçen diğer bir kavram ise beden kavramıdır. Abject ile çok yakından bağı olan beden kavramı yüzyıllardır teoride ve sanatta tartışma konusu olmuş ve birçok kişi tarafından da farklı açılardan betimlenmiştir. Bedenin kendisi hiç değişmemişfakat beden ile alakalı bilgiler birçok değişime uğramıştır. Antik dönemin ele aldığı beden anlayışıyla günümüzdeki beden anlayışı birbirinden farklıdır. Örneğin Platon bedeni ruhun bir mezarı olarak görmüştür. Descartes'da akıl-beden ayrımı yaparak aklın ayrıcalıklı bir pozisyonda olduğunu, bedenin ise dış dünyanın bir parçası olduğunu söyleyerek onu ikinci bir plana atar. Ve şöyle söyler; "Ben insan bedeni denilen o uzuvlar kümesi olamam" (Breton, 2016, s. 9). Diğer taraftan da 20.yy'a geldiğimizde ise ruh-beden ikililiği birleşerek başka bir düşünce sistemi oluşturmuştur. Örneğin filozof Marleau-Ponty'ye göre insanın varoluşu salt ussal- zihinsel hale indirgenerek anlaşılamayacağını dile getirir. Yaşadığımız dünyanın bir algılar dünyası olduğunu söyleyerek sadece zihinle algılanamayacağını, deneyimlere "algılayan zihinle" ulaşılabileceğini belirtir. "Algılayan zihni" ise ete, tene bürünmüş bir zihin olarak tanımlar. Nesnelleşmiş bir halden bahseder. Beden hala multidisipliner bir şekilde güncelliğini korumaktadır. Hatta içerisine birçok başka kavram eklenerek beden her defasında güncellenmektedir. Foucault, 'Özne ve İktidar' kitabındaki araştırma sürecinde "Tarihimizde nasıl kapana kısıldığımızı anlamak istiyorsak, çok daha uzaktaki süreçlere gönderme yapmak gerektiği kanısındayım." (Foucault, 2014, s. 61) . der. Bu tezde de Foulcault'nun yolundan giderek; bedeni araştırmak istiyorsak ondan öncesine 'ben' e yani özneye gönderme yaparak araştırma yapılması gerekmektedir. Çünkü bedenin varlığından önce öznenin konumlanması ilerideki bedenin nasıl konumlanacağını somut ya da soyut bir şekilde belirler. Anahtar Kelimeler: Abject, Zillet, Beden, Özne, Kristeva, Lacan