Dissemine intravasküler koagülasyonlu çocuk olguların demografik, klinik , laboratuvar ve prognostik özellikleri
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2003
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: İBRAHİM CİNGÖZ
Danışman: HALE ÖREN
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:DİSSEMİNE İNTRAVASKÜLEM KOAGÜLASYONLU ÇOCUK OLGULARIN DEMOGRAFİK, KLİNİK, LABORATUVAR VE PROGNOSTİK ÖZELLİKLERİ Amaç: Dissemine intravasküler koagülasyon kendileri ağır morbidite ve mortaliteye yol açan kritik klinik durumlara sekonder gelişen katastrofik bir süreçtir. Uzun yıllardır bilinen bir sendrom olmasına rağmen standart tanı kriterleri ve tedavi stratejileri hakkında ciddi görüş ayrılıkları varlığını sürdürmektedir. Geniş klinik çalışmalar olmadan kanıta dayalı, uygun tanı ve tedavi yaklaşımı güçleşmektedir. Diğer taraftan çocukluk çağı genel hasta popülasyonunda DİK'un insidansı, altta yatan etyolojik faktörlerin oranı ve prognostik özellikleri hakkında yeterli literatür verisi yoktur. Bu çalışmanın amacı hastaneye yatırılan çocuklarda DİK'un görülme sıklığını, etyolojisini, klinik ve laboratuvar bulgularını değerlendirmek ve mortaliteyi etkileyen prognostik faktörleri belirlemektir. Çalışma düzeni: Retrospektif randomize olmayan klinik çalışma Hastalar ve Metod: Ocak 1998-Aralık 2002 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Servisinde, Çocuk Hematoloji-Onkoloji Servisinde hospitalize edilmiş veya Anestezi Yoğun Bakım Ünitesine sevkedilmiş yaşlan 1 ay- 1 8 yaş arasında olan toplam 5535 hastanın kayıtlan incelendi. Hastaneye başvuru anında akut DİK tanısı alan veya yatış süresince akut DİK geliştiren 62 hasta çalışmaya alındı. Çalışmaya alman hastaların demografik özellikleri (yaş, cinsiyet, özgeçmiş), yatış tanısı, enfeksiyon türü ve yeri, klinik bulgulan (vital bulgular, kanama, tromboz, organ yetmezliği,), laboratuvar bulgulan, hastalara uygulanan destek tedavileri ve hastaların mortalite durumları kaydedildi. Ölen ve ölmeyen hastaların verileri karşılaştırıldı. Bulgular: DİK oram % 1,12 (62/5535) bulundu. DİK tanısı alan 29'u kız ve 33'ü erkek toplam 62 olgunun ortalama yaşı 6 yaş 3 ay bulundu. Yaş ve cinsiyet açısından ölen ve ölmeyen olgular arasında fark görülmedi. 59 olguda (%95,2) enfeksiyonun, üç olguda (%4,8) travmanın altta yatan etyolojik faktör olduğu saptandı. Kanama ve tromboz sıklığı sırasıyla %48,4 ve %4,8 idi. Tam arımda dokuz hastada (%14,5) organ disfonksiyonu bulunmazken, sekiz hastada (%12,9) bir organ disfonksiyonu, 19 (%30,6) hastada iki organ disfonksiyonu, 17 hastada (%27,4) üç organ disfonksiyonu, yedi hastada (%11,3) dört organ disfonksiyonu, iki hastada (%3,2) beş organ disfonksiyonu mevcuttu. Solunum, kardiyovasküler, hepatik, renal, nörolojik ve gastrointestinal disfonksiyon oranlan sırasıyla %71, %67,7, %35,5, %16,1,%16,1, %11,3 bulundu. Solunum sistemi disfonksiyonu ve kardiyovasküler sistem disfonksiyonu mortalite ile ilişkiliydi ve bu ilişki istatistiksel olarak anlamlıydı, ancak hepatik, renal, santral sinir sistemi ve gastrointestinal sistem disfonksiyonu mortalite hızı ile ilişkili değildi. Olguların %85,5'inin tanı anında MODS kriterlerini taşıdığı, %54,8'inin izlemde ARDS geliştirdiği görüldü. MODS kriterlerini taşıyan olgu grubunda mortalite oranı %66 iken, MODS kriterlerini taşımayan olgularda hiç ölüm görülmedi ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. ARDS geliştirmeyen olgularda mortalite oranı %25 iken, ARDS geliştiren olgularda mortalite oranı %82,4 bulundu ve gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Tüm DİK olguları arasındaki mortalite oranı %56,5 idi. Kanama, ARDS, kardiyovasküler disfonksiyon, hepatik disfonksiyon, renal disfonksiyon değişkenlerini içeren multivariete lojistik regresyon analizinde sadece ARDS ve kardiyovasküler sistem disfonksiyonunun mortalite hızı üzerinde prediktif ve prognostik değer taşıdığı görüldü. Sırasıyla FDP düzeyinde artış (%98,3) ve D-dimer düzeyinde artış (%96,7) en sık saptanan laboratuvar anormalliği idi. Tanısal laboratuvar testlerinden hiçbirisinin mortalite üzerinde prediktif veya prognostik değeri yoktu ve testlerdeki bozulma derecesi mortalite hızı ile korrelasyon göstermiyordu. Sonuçlar: Bu çalışmada hastaneye yatırılan çocuklarda DİK'un nadir olmadığı ve enfeksiyonun en önemli etyolojik faktör olduğu görülmüştür. Altta yatan primer hastalık ve MODS, ARDS gibi klinik durumlar mortaliteyi belirleyen asıl faktörlerdir. Tanısal laboratuvar testlerinin mortalite üzerinde prediktif ve prognostik değeri yoktur. Çocukluk çağında DİK'un tanı kriterlerinin daha iyi belirlenmesi, morbidite ve mortaliteyi etkileyen faktörlerin araştırılması için multisentrik, prospektif, randomize, olgu kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar sözcükler: Dissemine intravasküler koagülasyon, etyoloji, risk faktörleri, mortalite hızı