Geçmişten günümüze tiyatroda erdem kavramı ve model oyunlar
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Sahne Sanatları Ana Sanat Dalı (Konservatuvar), Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2018
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: CEREN OLPAK
Eş Danışman: KUBİLAY AYSEVENER, HÜLYA NUTKU
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Erdem kavramına geçmişten günümüze uzanan zaman dilimi içinde baktığımızda; doğu ve batı kültüründe değişmez ilkeleri olduğu görülmüştür. Fakat her çağın kendini oluşturan sosyolojik, ekonomik, bilimsel ve kültürel öğeleriyle bir tanımlamaya ulaşmaya çalıştığı dikkatten kaçırılmamıştır. Çalışmada tanımlamada bulunabilmek için, bilimi doğuran düşünceden yani felsefeden ve onun tarihini oluşturan yapıtlardan yararlanılmıştır. Felsefi bir disiplin olan etiğin ilgi alanına giren erdem kavramı; ahlakı ve onu oluşturan öğeleri açımlama gereksinimini doğurmuştur. Çalışmada saptanan ilk ayrım; etik ve ahlakın aynı kavramlar olmadığıdır. Görülür ki, günümüze değin uzanan zaman diliminde; ahlak etiğin yerine konulmaya çalışılmıştır. "İyi/Kötü", "Doğru/ Yanlış" yargıları üzerinden hareket ederek erdem tanımının belirleyiciliğine ulaşmak isteyen iki unsur; birey ve devlettir. Bireyin yaşamındaki nihai amacı mutluluğa ulaşmaktır. Ve toplumu oluşturan bireylerin uyumlu birlikteliği için yazılı ya da sözlü kimi kurallara, yasalara ihtiyaç duyulur. Erdem kavramının bir kırılma yaşayarak problem gibi algılanma noktası buradadır. Fakat hiçbir bulanıklığa yer bırakmazsın görülür ki; bireyin bilgiyle şekillenen iyi kötü algısında hiçbir otoritenin -tanrı/devlet/gelenek- baskısı altına girmeyen bir özgürlükte olması, her koşulda adaleti sağlaması, metanın belirleyiciliğine kapılmaması, diğerine karşı duyacağı sorumluluk bilinciyle ölçülülüğünü sağlayabilmiş, cesaretli, iyiye yönelen bir eylem gerçekleştirmesi erdemdir. Ve erdem çürümeye bir başkaldırıştır. Tiyatro, olay dizisini geliştirmek için çatışmayı kullanır. En az iki farklı değer taşıyıcısının/ bireyin ya da bireyin kendisinde taşıdığı en az iki değerin savaşımı olan çatışma; dramatik yapının kurucu unsurudur. Tiyatro sanatı, içinde eğiticilik ilkesini barındırmasıyla her yapıtın erdemle ilişkilendirilebileceği yanılgısını doğurmuştur. Çalışmadaki model oyunlar göstermiştir ki; tiyatronun her iyiye yönelişi erdem kavramını ortaya çıkartmamaktadır. Fakat tiyatro tarihinde kimi yapıtların kendini zamansız kılabildiği gözlenmiştir. Tiyatroda bunu sağlamak için herhangi bir türün ya da akımın kullandığı biçimsel özellikler belirleyici olmamıştır. Bu metinlerin tek ortak noktası, erdem kavramına ulaşmış olmasıdır. Tiyatro metnini zamansız kılabilmiş oyun yazarının hedefi izleyicisini eğitmek değildir. Kendi tamamlanmışlığı ile ulaştığı erdem kavramının sürekliliğini birlikte sağlayabilmek için izleyicisine sanat aracılığıyla yaptığı bir çağrıdır.