Yeni Ontolojik Yaklaşımlar: Bruno Latour’un Aktör-Ağ Teorisi ile Manuel DeLanda’nın Öbekleşme Teorisi Üzerine Felsefi Bir İnceleme


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2026

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: Ezgi Deniz Feslioglu

Danışman: Özlem Duva Kaya

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Bu çalışma, çağdaş ontolojik düşüncenin özne-merkezli gelenekle hesaplaşarak geliştirdiği yeni varlık anlayışlarını, özellikle Bruno Latour ve Manuel DeLanda'nın düşünceleri çerçevesinde incelemektedir. Modern felsefenin Kartezyen özne anlayışıyla birlikte kurduğu doğa-kültür ayrımı ve varlık ile bilgi arasındaki ontolojik kopuş, uzun süre felsefi düşüncenin merkezini epistemolojiye kaydırmıştır. Ancak 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren, Aydınlanmacı ilerleme söyleminin kriz yaşaması, postmodernizmin göreli ve yapısalcı eleştirilerinin bir çıkış üretmekte yetersiz kalması, felsefeyi ontolojik sorulara yeniden yönlendirmiştir. Bu bağlamda yeni materyalizm, spekülatif realizm ve nesne-yönelimli ontoloji gibi eğilimler, insanı felsefi merkez olmaktan çıkarmayı ve maddi gerçekliği insan deneyiminden bağımsız olarak düşünmeyi hedefleyen özgün ontolojik açılımlar sunmuştur. Latour ve DeLanda bu dönüşümün iki belirgin figürü olarak, varlığı özsel ve durağan bir yapı yerine ilişkisel, süreçsel ve bileşen-temelli bir yapı olarak kavrarlar. Latour, doğa ile kültür arasında modernitenin kurduğu yapay ayrımı eleştirir ve bütün varlıkları insan ya da insan-olmayan ayrımı gözetmeksizin, etkileşim içinde yer alan aktörler olarak tanımlar. Ona göre gerçeklik, ağlar ve çeviri ilişkileriyle kurulur. Bilimsel bilgi de bu bağlamda aktörler arası bir etkileşim ağında devamlı surette yeniden şekillenen bir üretim sürecidir. Latour'un ilişkisel ontolojisi, hakikatin ve nesnelliğin çoğul ve sürekli oluş halindeki ilişkilerle belirlendiği bir dünya tasavvurunu benimser. DeLanda ise Deleuze'ün düşüncelerinden hareketle geliştirdiği öbekleşme teorisinde, varlıkları geçici ve çok-ölçekli bileşen birimlerinin dinamik birleşimleri olarak kavramsallaştırır. Ona göre toplumsal yapılar, organizmalar, şehirler ya da devletler gibi oluşumlar, içkin nedenler üzerinden şekillenen, süreklilik ve dönüşüm potansiyeline sahip ontolojik yapılardır. DeLanda, varlığın açıklanmasında indirgemeci ya da özcü yaklaşımları reddederek, oluşun sürekliliğini ve her düzeydeki varlıkların etkileşimsel yapısını ön plana çıkarır. Her iki düşünür de insan-merkezli metafizik anlayışları eleştirerek, insanı diğer varlıklarla eşit düzlemde konumlandıran bir düşünce yapısı geliştirir. Bu yalnız ontolojik değil, aynı zamanda epistemolojik, etik ve politik sonuçlar doğuran bir yeniden konumlandırmadır. Latour ve DeLanda, gerçekliğin tek bir merkez yerine çoklu aktörlerin etkileşiminden doğduğunu, her varlığın bir fail olarak kendi rolünü oynadığını savunurlar. Bu iki yaklaşım doğa, toplum, teknoloji ve siyaset arasındaki ilişkileri yeniden düşünmeye ve kavramsallaştırmaya olanak tanıyan kapsamlı bir ontolojik dönüşüm teklifi sunmaktadır.