Yunanistan sinemasında Küçük Asya sorunsalı
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Sinema Televizyon Ana Sanat Dalı, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2011
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: SELİN SÜAR
Danışman: FAİK KARTELLİ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Küçük Asya olarak da adlandırılan Anadolu toprakları birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu verimli havzada yer alanlardan biri olan Yunan kolonileri, birbirinden kopuk biçimde deniz kıyılarında yoğunlaşarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Kolonileri bir araya getirmek ilk olarak Büyük İskender'in Asya seferinde, son olarak da Osmanlı İmparatorluğu'nun hükümdarlık yılları döneminde gerçekleşmiştir. Farklı etnik grupların bir araya gelmesiyle etkileşim de kaçınılmaz olmuş ve kültür karşılaşmasından doğan kolektif bir birliktelik sergilenmiştir.Avrupa'daki Aydınlanma akımı, ulusal hareketlerin doğmasında bir kıvılcım niteliği taşır. Aydınlanma sürecinde Batı; sanat, ideoloji ve felsefesini Antik Yunan düşüncesi temeline dayandırmış ve böylece, geçmişte `dinsiz' anlamına gelen `Helen' tanımının içeriğini boşaltıp, Yunan ulusal kimliğinin bir temsilcisi olarak yer değiştiren `Helen' kavramını yüceltmiştir.1821 yılında bağımsızlık için ayaklanan ve 1829 yılında Rusya ile Osmanlı arasında imzalanan Edirne Antlaşması'yla bağımsızlığı resmen tanınan Yunanistan, iki kıtaya ve beş denize yayılma amacını içeren ?Megali İdea? (Büyük Ülkü) ideolojisini hızla yaygınlaştırmış ve içselleştirmiştir. Osmanlı hükümdarlığı çatısındaki halkların uluslaşma süreci, hem Türk ulusunun kendi kimliğine dair bilinçlenmesinin fitilini ateşlemiş, hem de bu uluslarla Türk ulusunun çatışmasını kaçınılmaz olarak beraberinde getirmiştir.Küçük Asya'daki varlıklarını ulusal bağdaşlık ilkesine dayandırıp İyonlardan, Büyük İskender'e kadar yeni bir tarihsel geçmiş arayan Yunanlılar, Anadolu üzerinde iddia ettiği hakkı, I. Dünya Savaşı sonrasında İzmir'e ordu çıkararak perçinlemiştir. Yunanistan'da ve Küçük Asya'da Megali İdea fikrine inanmayan ve bunun büyük bir felakete yol açacağını savunan halk, karşıt gruptakilerle anlaşamayıp ikiye ayrılsa da (Ulusal Bölünme) dönemin siyaset sahnesine bir eklenip bir kaybolan Eleftherios Venizelos'un yol göstericiliğinde, Türklerin işgale karşı başlattığı Milli Mücadele'ye savaş açılmış, Yunan ordusu Anadolu'nun iç bölgelerine kadar ilerlerken hiç beklemediği büyük bir geri püskürtmeyle kıyılara sürülmüştür. 1919-1922 yılları arasındaki süreçte Türklerin Kurtuluş destanı yazılırken, Yunanlıların uğradığı büyük yenilgiye, 1924 senesinde taraf devletlerce imzalanan (Türkiye-Yunanistan) nüfus mübadelesi de eklenince Anadolu'daki Rum nüfusun yok olmasına neden olan `Küçük Asya Felaketi'nin Yunanistan cephesindeki olumsuz boyutları daha da büyümüştür.Türklerin askeri başarısından sonra taraf değiştiren Dünya Savaşı zaferinin müttefikleri, Yunanistan'ı bir köşeye atmışlar ve yeni kurulan Türk Devletinin mimarlarıyla iletişime geçmeye başlamışlardır. Çift taraflı mübadele, iki ülkenin, ama özellikle Anadolu'da yaşayan Rum halkın üzerinde büyük yaralar açmıştır.Küçük Asya Felaketi'nin Yunan sinemacılarının gözünden sinemaya yansıma biçimi iki ülkenin süreç içerisindeki dış ilişkiler bağlamındaki olumlu ve olumsuz politikaları ile de doğrudan bağlantılı halde gelişmiştir. Bir yenilgi ve hatırlanmak istenmeyen büyük bir kayıp olarak algılanan felaket, sinemaya az yansımış, genel olarak milliyetçi ideolojilerle bezeli belgesellere konu olmuştur.Sonuç olarak Yunan tarihine ve dinamiklerine bir dönem büyük bir etki yapan Küçük Asya Felaketi ve mübadele, savaşın peşinden gelen ilk yıllarda edebiyat uyarlamalarını, tarihsel verileri ve yenilginin haklılık payını konu edinirken; iki ülke arasında çıkan polemikler ve Kıbrıs meselesi nedeniyle alevlenen milliyetçi duygular çerçevesinde yapılan Küçük Asya'ya ilişkin bu filmler, Türkleri oryantalist bir bakışla yorumlamış, abartılı duygusal ifadelerle bir tür olumsuzlama eğiliminde olmuştur. Yakın dönemde çekilen filmlerde ise konuya yaklaşım tarafsız olup, tarihsel metaforlar ve bireysel hesaplaşmalar doğrultusunda ele alınmıştır. En nihayetinde Küçük Asya, Yunanlılar için, ?Yunanlıların şekillendirdiği ve atalarının yattığı unutulmayan topraklar? olarak tarihlerinde daima yer etmiştir ve bununla beraber, milliyetçi bakış açısından geçekleştirilen yapımlar da sürecek gibi görünmektedir.