Cezaevi mimarlığı: 21. yüzyıl güncel yarışmalar üzerinden bir değerlendirme


Creative Commons License

Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Ana Bilim Dalı, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: İPEK GÜNEY

Danışman: Gül Deniz Dokgöz

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Suç ve ceza kavramları insanlık tarihinin başlangıcından günümüze her toplumda var olmuştur. İntikam, kefaret ve ibret anlayışlarıyla temellenen ve tanımı günden güne genişleyen cezalandırma, Orta Çağ'a kadar, işkence, vücut bütünlüğünün bozulması ve yaşamın sonlandırılması gibi bedene yönelik uygulamalar aracılığıyla devam etmiştir. O döneme kadar ikinci planda kalan hapis cezaları Orta Çağ'da, aslında yapılış amacı hapsetme olmayan ve esasen bedenin hedef alındığı cezaların uygulanacağı zamana kadar bir bekleme alanı olarak kullanılan mekânlarda infaz edilmiştir. Reform hareketleri sırasında hümanist düşüncenin gelişmesiyle beraber, ölüm cezaları yerine özgürlüğün kısıtlanması ve bireyin haklarının askıya alınması gibi fikirler ortaya atılmıştır. Böylelikle, beden-ceza ilişkisi artık şekil değiştirmiş, asıl amacı hapsetme olan cezaevleri üretilmeye başlamış ve cezanın odağı, suçluyu kapatıp özgürlüğünü kısıtlamaya doğru kaymıştır. Bu süreçte, mahkûmu yalnızlaştırmaya, sessizleştirmeye ya da sürekli baskı altında tutmaya yönelik, disiplin üzerine kurulu birçok sistem önerilmiştir. Yirminci yüzyıla gelindiğinde, gözetleme mekanizması muhafaza edilerek, mahkumların birbirleri ile iletişime geçmelerine ve kendilerine daha fazla kişisel alan sunulmasına fırsat sağlayan bir anlayış geliştirilmiş, hapishane mimarisinde farklı model arayışları başlamıştır. Günümüzde ise cezaevleri konusu, ulusal ve uluslararası platformlarda düzenlenen mimari yarışmalar aracılığıyla tekrar gündeme taşınmaktadır. Cezaevleri kapsamında açılan mimari yarışmaların, bu alanda üretilen mimarlığın yetersiz kalmasından ve nitelikli bir tasarımın ihtiyaç haline gelmesinden dolayı düzenlendikleri düşünülmektedir. Ayrıca hala tartışmalı olan, cezaevlerinin asıl amacının cezalandırma mı yoksa rehabilitasyon mu olduğu sorusuna cevaben, hüküm giymiş suçluların özgürlüklerinin kısıtlanarak zaten cezalandırıldıkları ve bu nedenle artık kapatıldıkları mekân aracılığıyla rehabilitasyonlarının sağlanması gerektiği düşünülmektedir. Dolayısıyla hükümlüyü, içinde bulunduğu mekân aracılığıyla, tekrar cezalandırmanın önüne geçecek ve onlara, yaşanabilir bir ortam sunarak iyileştirebilecek nitelikte yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğu söylenebilir. Buradan yola çıkarak, bu çalışmanın amacı, mimari yarışmalar aracılığıyla, cezaevleri konusunun günümüzde nasıl ele alındığını, aktörler arasındaki ilişkilerin nasıl kurgulandığını, mahkûmun rehabilitasyonu için sunulan farklı bakış açılarını ve tüm bunların nasıl mekânsallaştığını ortaya çıkararak, cezaevi mimarlığında yeni yaklaşımlar hakkında bir tartışma zemini hazırlamaktır.