Privatization of state owned mining companies and its effect on the Turkish economy


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Maden Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 1999

Tezin Dili: İngilizce

Öğrenci: MEHMET TEKELİOĞLU

Eş Danışman: AHMET HAKAN ONUR, ERCÜMENT YALÇIN, HALİL KÖSE

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

ÖZET 1980'li yıllarda gündeme gelen "Yeni Dünya Düzeni"; küreselleşme, özelleştirme, yerelleştirme, devletsizleştirme ve sendikasızlaştırma gibi temel kavramları içermektedir. Tezimizin ana konusunu oluşturan özelleştirmenin kavram ve uygulamaları açısından incelemesinde aynı sistemin birbirini tamamlayan parçalan olarak diğer kavramlara da zorunlu olarak yer verilecektir. Özelleştirme, kamu elindeki işletmelerin, işletme hakkı veya mal varlıklarının farklı ticari işlemler sonucu özel sektöre devridir. Özelleştirmede; işletmelerin özel veya ticari niteliklerine göre farklı yöntemler öngörülmektedir. Özelleştirme; bazı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ekonomik darboğazları aşmada çıkış yolu olarak düşünülmekte ve uygulanmaktadır. Uygulamanın rehberliğini Dünya Bankası ve IMF yapmakta ve ülkelerin özelliklerine göre uygulama programlan önermektedir. Ülkemiz de dünyayı saran özelleştirme rüzgarından etkilenmiştir. Özelleştirmenin ilk izlerine 24 Ocak 1980 kararlarında rastlanmış ve 1983 yılından sonra da hızlanmıştır. Hatta sadece bu konuyla ilgili bir birim oluşturulmuş ve çok sayıda KİT özelleştirilmiştir. Özelleştirme, Hükümetlerin bütçelerinde ve parlamentodaki partilerin programlarında en önemli başlığı oluşturmaktadır. Ülkemizde KİT'lerin kuruluş amacı, ithal ikameci ekonomik politikalar doğrultusunda, döneminde, ülkede bulunmayan ürünleri üretmek veya özel sektörün yatırım sermayesinin yetmediği veya yatırım yapmadığı yerlerde yatırımcı olmaktır. KİT'ler kuruluşundaki amacıyla bağdaşık olarak kar amacı da gütmemektedirler. KİT'lerin kuruluşunda, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki işsizliği önleyebilmek için emek yoğun bir politika izlenmiştir. KİT'ler, Cumhuriyetin devamlılığını sağlamakve bağımsızlığını korumak amacıyla, özellikle stratejik önemi olan ve tamamen dışa bağımlılığı gerektiren alanlarda üretime katılmıştır. Eski Sovyetler'den Şili'ye, İngiltere'den Türkiye'ye KİT'ler olarak anılan türden işletmeler yaygın bir özelleştirmeye tabi tutulmaktadır. Dünya çapında yüzmilyonlarca dolar değerindeki kamu işletmeleri son 15-20 yıl içinde özelleştirilmiş durumdadır. Kimi ülkelerde bu süreç hızlı, kimi ülkelerde yavaş gidiyor ama bütün ülkelerde bu eğilim görülebilmektedir. Türkiye'de de özelleştirme uygulamaları yaşanırken, dünyada da benzer şeyler yaşanıyor, dolayısıyla yaşanan şeyin özünü dünya çapında hakim üretim tarzı olan kapitalizmde aramak gerekmektedir. 1980'li yıllarda, kapitalizm tek başına bir dünya sistemi haline gelmiştir. Özellikle sermayenin küreselleşmesi sonucunda dünya ekonomisi tek bir zincirin halkaları haline gelmiştir. Buna en somut örnek olarak 1997 yılının sonunda Uzak Doğu'da yaşanan fînansal bir krizin kısa bir sürede tüm dünya ülkelerinde ve ülkemizde de hissedilmesi verilebilir. Oysa bundan yirmi otuz yıl önce, bu kadar hızlı bir şekilde her hangi bir ekonomik krizin diğer ülkelere neredeyse hiç zaman geçmeden, göz açıp kapayıncaya kadar yansımasını beklemek o kadar kolay değildi. Tek başına kapitalizm olgusundan öte küreselleşmenin doğal bir sonucu olan bu durumun daha iyi anlaşılabilmesi için kapitalizmin tarihsel gelişimini kısaca gözden geçirilmesinde yarar vardır. Türkiye'de iki dünya savaşı arası dönemde gelişen kapitalizm tamamıyla devlet eliyle kurulmuş, yönlendirilmiş ve desteklenmiştir. Yine bu dönemde sınai kapitalizm, 1930'lu yıllardaki dünya krizi sırasında şekerden tekstile kadar geniş bir yelpaze içersinde KİT'ler yani devlet aracılıyla oluşturulmuştur. Kamu sektörü Amerika hariç tüm dünyada vardır. Fransa, İtalya, hatta İngiltere, Almanya da KİT'ler sektörlerinde tekel durumundadır. İtalya'da IRI büyük bir KİT'ler holdingidir, Fransa'da alt yapı yatırımlarına ilaveten, demiryolundan otomobile kadar tüm sektörlerde kamu işletmeciliği hakimdir. Örneğin, Renault resmen bir devlet fabrikasıdır. Yine BRJM (Fransız MTA'sı denilebilir) maden aramaları ve üretimi alanında uluslararası faaliyet gösteren bir KİT'tir. Dolayısıyla bu geniş kamu sektörü, gelişmiş ülkelerde farklı nedenlerle, azgelişmiş ülkelerdefarklı nedenlerle olmak ü2ere yine İkinci Dünya Savaşı kapitalizminin temel bir özelliğidir. İkinci Dünya Savaşı sonrası yaygın bir şekilde uygulanan Keynesçi politikalar, krize karşı geliştirilmiş politikalardır. Kapitalizmin yarattığı işsizlik furyasına ve onun yarattığı toplumsal çalkantılar nedeniyle yükselebilecek halk muhalefetine karşı koruyan ekonomik politikadır. Daha önemlisi sosyal devlette ortaya çıkan gelişmelerle; o güne kadar sadece emeklilik ve eğitim alanlarında bazı sosyal gelişmeler var iken, işsizlik sigortası ve yoksullara yardım gelişmiş kapitalist ülkelerde söz konusu politikaların sonucunda ortaya çıkmıştır. Refah devleti ve sosyal devlet kavramı bu nedenlerle doğmuştur. Yine bu süreç içerisinde, az gelişmiş ülkelerde ağırlıklı bir kalkınma eğilimi ve gelişmiş kapitalist ülkelerden bu ülkelere yardım kavramları doğmuştur (ünlü Marchall ve Truman yardımları ile Dünya Bankası kredileri vb). 1970'li yıllarla birlikte kapitalizmin içine girmiş olduğu kriz sosyal devlet olgusunun tartışılmasını ve giderek özelleştirme kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Diğer yandan 1989'da Doğu Avrupa sosyalist rejimlerinin teker teker çökmesi, sonra da 1991 yılında Sovyetler Birliği 'nin bir ülke olarak ortadan kalkması ve bu ülkelerde kapitalist restarasyon sürecinin tamamlanması, sosyal devletin temel zorunlu gerekçelerini de giderek ortadan kaldırmıştır. Diğer yandan, telekomünikasyondaki ilerlemeler, telefon konuşmalarının fiyatı elli yıl içinde yüzde l'e düşmüştür. Telekomünikasyonda özelleştirme de, bununla çok ilintili bir süreçtir. Ulaştırma sektöründeki gelişmeler sonucunda maliyetlerin de son derece düşmüş olması dönemin belirgin özellikleridir. Dünya çapında çeşitli devletlerin izlediği politikalara bakıldığında, aslında, liberalizm çerçevesinde bile devletlerin aktif para, dış ticaret ve sermaye politikaları güttüğü görülmektedir. Yukarıda yeni dünya düzeni adına uygulamaya konulan kavramlar en genel tanımlarıyla ele alınarak anlatılmaya çalışılmıştır. Özelleştirme kavramının böylesibir bütünün bir parçası olması, konunun bundan sonraki bölümlerde ele alınacak sosyal, siyasi, hukuki ve ekonomik boyutlarına açıklık getireceği inancındayız. Özelleştirme; işletmelerde etkinlik, verimlilik sağlamak gibi tek tek sorgulandığı zaman hiçbirini sağlamaya yönelik olmadığı da görülen ve bu durum ön plana çıkartılmaktaysa da, günümüzde özel kesime kaynak aktarım politikalarına dönüşmüştür. Özelleştirme; uluslararası sermayeyi, ağır dış ve iç borç yükü altında bulunan siyasal kadro ve hakim güçler ile yerli sermaye, çıkarlarının çakışma noktasında birleştirmiştir. Özelleştirme ile, kamu tekelinden çok daha vahim sonuçlar doğuracak olan özel tekeller yaratılır. Bu politikalar ile Arjantin, Meksika ve Şili örneğinde görüldüğü gibi, ülke ekonomisi az sayıda holdingin eline geçmiş olur. Devletin küçültülmesi tezi, bir yandan devletin kamusal ve sosyal fayda açısından hizmetlerini ve yükümlülüklerini ortadan kaldırarak sosyal devlet olgusunu kısıtlarken; geniş bir halk kitlesini piyasa güçlerine terk ederek, yoğun bir sendikasızlaşmaya, kar lehine ücretlerin düşmesine ve fiyatların artmasına yol açacak ve ileride sosyal devlet görüşünden yoksun olan bu politikalar gelir dağılımının daha da bozulmasına ve çok ciddi sosyal patlamalara neden olabilecektir. Özelleştirme ve yabancılaştırma ile ileri dönemlerde kar transferi gündeme geleceğinden, ödemeler dengesi üzerinde potansiyel baskı oluşturabilecektir. Sorunlar tartışılmalı, etkinlik önlemleri mutlaka alınmalıdır. Ancak, bu bağlamda özelleştirme isabetli bir seçim değildir. Özelleştirme, hele yabancılaştırma bir ideolojik dayatmadır. Özelleştirmenin dayandırılmak istendiği temellerin teorik olarak geçerli olmadığı açık olduğu gibi, uygulama sonuçlarının da öngörüldüğü biçimde gelişmediği ortadadır. KİT'lerin kendine özgü koşulları gereği her bir KİT'in ülke ekonomisindeki rolünün yeterince değerlendirilmemesi halinde özelleştirme uygulamalarından basan beklenemez.Ülkemiz için stratejik önem taşıyan ve kamu hizmeti veren, üstelik de tekel durumunda olan kamu kuruluşlarının, yönetimini de elden çıkaracak şekilde özelleştirilmesi faydadan çok zarar doğurabilir. KİT sorununun çözümünde her bir KİT için ayrı yöntemler söz konusu olabilir. Özelleştirme, bu yöntemlerden sadece bir tanesidir. Özelleştirme kararlan, ekonomik olmaktan ziyade politik ve ideolojiktir. KİT sorununun çözümü için özelleştirme, tek çare olarak ele alınmamalıdır. Tartışmalar mülkiyet sorununda yoğunlaşmakta ve KİT sorunu devlet-özel sektör ikilemi arasında kaybolmaktadır. Ülkemiz maden yatakları açısından çok zengin ülkeler arasında sayılamadığı halde çeşit yönünden zengin sayılabilecek bir potansiyele sahiptir ve madenlerimiz tükenebilir kaynaklardır bu nedenle de sağlıklı ulusal politikalarla değerlendirilmeleri ve asıl katma değerin fazla olduğu uç ürüne kadar üretilmeleri gerekmektedir. Madencilik alanındaki özelleştirme-küçültme-kapatma politikalarının sonuçlan geri dönülmezdir. Bugün için rakamlar bazında maden ithalatçısı bir ülke konumundaki ülkemizin bu durumu barındırdığı potansiyel ile karşılaştırıldığında rasyonel değildir. Bugün için kapatılan ya da özelleştirme yoluyla talan edilen yeraltı kaynaklarımızın tekrar işletilmesi olanağı gelecekte imkansız bir hale gelecektir. Yapılması gereken ise, Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca sübvanse edilmiş fiyatlarla ülkemizin bugünkü holdinglerinin doğmasını ve büyümesini sağlayan işletmelerimizden; ucuz hammadde-enerji olarak yıllardır özel sektöre aktarılan değerlerin hesaplanarak söz konusu kuruluşlara kaynak olarak verilmesi ve söz konusu kurumların özerkleştirilerek; yönetimlerinde çalışan örgütlerden bölge halkının çeşitli örgütlenmelerine kadar geniş bir yelpazenin söz ve karar süreçlerine katılımının sağlanmasıdır.