Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2008
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: AYDIN TALIŞİNSKİY
Danışman: SEMİH SÜTAY
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:KBB pratiğinde nazal obstrüksiyon yakınmasıyla başvuran hastanın muayenesinde konka hipertrofileri sık karşılaşılan bulgudur. Medikal tedavi etkili olmadığı zaman cerrahi yöntemler uygulanmaktadır. Tarihçeye baktığımızda bu yöntemler arasında konkaya çeşitli madde enjeksiyonu, lineer koterizasyon, out fraktür, kriyocerrahi, parsiyel ve total konka rezeksiyonu, submukozal konka rezeksiyonu, lazer uygulamaları, argon plazma ile koagülasyon gibi yöntemler yer almaktadırlar. 1998 yılından itibaren konkaya radyofrekans termal ablasyon uygulaması (RFTA) tercih edilen yöntemler arasındadır. Konkaya radyofrekans uygulamasından sonra konkanın silyalı epitelinin korunması büyük önem taşır. Eğer bu epitel hasarlanırsa nazal kavitenin önemli fonksiyonlarından biri olan mukosilyer transport fonksiyonu zarar görür. Günümüzde çok sık kullanılmasına rağmen diğer yöntemlerden farklı olarak bu cerrahi uygulamanın sil rejenerasyonunu da göz önüne alan doku ultrastrüktürü üzerine etkisi araştırılmamıştır.Bu çalışmanın amacı, tavşan alt konkasına radyofrekans termal ablazyon uygulamasının histolojik etkisini araştırarak, ışık ve elektron mikroskobuyla inceleme yapmaktı.Çalışmaya 14 tavşan (21 tavşan konkası) dahil edildi. Hayvanlar 2 gruba ayrıldı. Her bir grupta 7 tavşan unilateral olarak opere edildi. Gyrus ENT (Bartlett, ABD) radyofrekans termal ablasyon cihazı ile tavşan alt konka anteromedialine 500J 75ºC enerji uygulandıktan sonra birinci grup tavşandan 1. haftada, ikinci grup tavşandan ise 8. haftada uygulanan alandan biyopsiler alınarak incelenmeye götürüldü. Opere edilmemiş karşı 7 konkadan ise kontrol grubu oluşturuldu.Ultrastrüktürel inceleme için örnekler 2.5% gluteraldehid içinde 2 saat süre boyunca fikse edildiler, fosfat buffer içinde yıkandılar (pH 7.4). Sonrasında 1 saat boyunca fosfat buffer içinde (pH 7.4) %1 osmiyum tetroksid ile fikse edildi ve artan derecelerde etil alkol konsantrasyonlarında dehidrate edildi. Propilen oksidde yıkandıktan sonra epoksi-resinli ortama gömüldüler. Hazırlanan bloklardan LKB (Bromma, İsveç) ultramikrotomu ile 0.5-1 ?m kalınlığında yarı ince kesit alındı ve toluidin mavisi ile boyandı. Leica DC 300 FX entegre dijital kameralı, bilgisayar donanımlı Leica DM 4000 B fotoışık mikroskop (Stuttgart, Almanya) ile incelenen yarı ince kesitler resimlendirildi ve ilgili bölgeler işaretlenerek alınan 20 nm'lik ince kesitler film kaplı bakır gridler üzerine yerleştirildi. Kontrast sağlamak için kesitler, uranil asetat ve kurşun sitrat ile boyanarak Carl Zeiss Libra 120 (Oberkochen, Almanya) transmisyon elektron mikroskopta değerlendirilerek resimlendirildiler.Araştırmada beş parametre incelendi: epitel dejenerasyonuna, bazal membran düzensizliğine, subepitelyal fibrozise, sil boyuyla sıklığına ve sil dejenerasyonuna bakıldı. İlk üç parametre ışık mikroskobuyla, diğer ikisi transmisyon elektron mikroskobuyla değerlendirildi. Sonuçlar değişiklik yok, orta veya ileri derecede değişiklik olarak 3 grup şeklinde skorlandıktan sonra, Mann-Whitney U testi ile SPSS 16 programında istatistiksel analizler yapıldı.Birinci grubun bir spesmeninde solunum epiteline rastlanmadı. Dolayısıyla bu grubun sayısı 6 kabul edildi. Birinci haftada epitelde bazı spesmenlerde dejenerasyon saptansa da istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Ancak bazal membran anlamlı olarak düzensiz izlendi (p=0.035) ve çok anlamlı tüm spesmenlerde subepitelyal fibrozisin geliştiğini de izlendi (p=0,008). Birinci grupta belirgin sil kaybı dikkati çekti. Tüm spesmenlerde sil seyrek ve çok kısaydılar. Aynı şekilde de silin anlamlı olarak dejenerasyona uğradığı görüldü (p her iki parametre için 0.035). Sekizinci haftada alınan biyopsilerde dejenerasyon bulguları devam etmekle birlikte genel olarak istatistiksel anlam taşıyan rejenerasyon bulguları mevcut idi (p>0.05).Yaptığımız çalışmada RFTA yönteminin birinci haftadan itibaren şiddetli subepitelyal fibrozis yaptığını görüldü. Bazal membran düzensizliği de dikkati çekiyordu.Çalışmamızda alt konkaya RFTA uygulamasının tüm spesmenlerde sil boyu ve sıklığını etkilediği ortaya çıktı (p<0.05). Sil morfolojisi de benzer şekilde etkilenmektedir. Zaman içinde tüm ültrastrüktürel değişimler rejenerasyon eğiliminde olmaktadırlar.Sonuç olarak alt konkaya uygulanan radyofrekans termal ablasyon yönteminin uzun vadede güvenilir yöntem olmasına karşın erken dönemde konka ultrastrüktürünü etkileyebileceğini gözönünde bulundurmak gerekebilir.Anahtar Kelimeler: alt konka, radyofrekans, konka histolojisi, sil ultrastrüktürü