Hormon reseptörü pozitif erken evre meme kanserli hastalarda cop-LMR(trombosit sayısı ve lenfosit


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: AYSU OKUMUŞ

Danışman: TUĞBA YAVUZŞEN

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Hormon reseptörü pozitif, erken evre meme kanserli hastalarda prognozu ön görmede daha önce saptanan belirteçlere katkı sağlayabilecek, basit, uygun fiyatlı ve kolay ulaşılabilir bir belirteç olabileceği düşünülerek periferik kan lenfosit/monosit oranı, trombosit sayısı (COP-LMR) ve patoloji sonuçları kullanılarak hesaplanan Nottingham Prognostik İndeksi (NPI), Ki-67 prognostik indeksinin (KLP) prognozla ilişkisi incelendi. Yöntem: Çalışmaya 18 yaş üzeri, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı'nda 2010-2020 yılları arasında erken evre meme kanseri (EEMK) tanısı alan ve neoadjuvan kemoterapi (NAKT) verilmeyen 321 kadın hasta dahil edildi. Hastaların retrospektif olarak demografik, klinik, patolojik ve laboratuvar verileri incelendi. Laboratuvar verileri (lökosit, lenfosit sayısı, trombosit sayısı ve lenfosit/monosit oranı) operasyon öncesi, tedavi öncesi, tedavi sonrası 6. ayda ve tedavi sonrası 1. yılda değerlendirildi. Nüks gelişimi ve mortalite için en önemli risk faktörlerini belirlemek amacıyla tek ve çok değişkenli regresyon analizleri uygulandı. Bu faktörlerin hastalıksız sağkalım (DFS) üzerine etkilerini belirlemek için Kaplan-Meier sağkalım analiz yöntemi kullanıldı. Bulgular: Ortalama tanı yaşı 53,8±13,0 yıl, takip süresi 56,6±29,2 ay olarak hesaplandı. Mortalite oranı %6,2, nüks oranı %9,3 bulundu. Operasyon öncesi , tedavi öncesi, tedaviden sonraki 6. ay ve 1. yıl bakılan platelet sayısı, lenfosit/monosit oranı ve COP-LMR parametrelerinde nüksü öngörme açısından Luminal A ve B gruplarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Patolojik verilere göre hesaplanan KLP ve NPI indekslerininde DFS öngörmede istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. DFS için önemli öngörü değerine sahip klinik ve patolojik özellikler; KLP ve NPI indeksi olarak bulundu. Tedavi öncesi laboratuvar verileri değerlendirildiğinde PLT sayısının düşük olmasıyla nüks gelişmesi arasında literatürün tersine istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Aynı şekilde tedavi öncesi COP-LMR ye göre hastalar iyi, orta, kötü grup olarak ayrılıp nükse göre analiz yapıldığında beklenenin tersine istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0,032). Nükse göre yapılan değerlendirmede KLP ve NPI indeksleri düşük, orta ve yüksek riskli gruplara ayrılıp nükse göre analiz yapıldığında her iki indeks için de iyi ve kötü grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (sırasıyla p=0,001 ve p=0,005). KLP ve NPI indeksine göre yapılan DFS analizinde risk gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (sırasıyla p=0,015 ve p=0,03). Tek değişkenli regresyon analizine göre hastalar KLP indeksine göre iyi ve orta grup kötü gruba göre kıyaslandığında, kötü grubun riski iyi ve orta gruba göre 2,83 kat artmış saptandı ve bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,009). Aynı şekilde NPI indeksine göre iyi grup orta ve kötü gruba göre kıyaslandığında, kötü ve orta grubun riski iyi gruba göre 2,85 kat artmış saptandı ve bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,022). Sonuç: Daha fazla hasta sayısı ve uzun takip süresinde değerlendirme yapıldığında; platelet sayısı, lenfosit/ monosit oranı gibi laboratuvar verileri kullanılarak hesaplanan belirteçlerin prognoz tayininde kullanılabilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olup patolojik veriler kullanılarak hesaplanan NPI ve KLP indekslerinin hastalarda prognozu öngörmede uygun fiyatlı, kolay erişilebilir prediktif ve prognostik belirteçler olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.