Boşanma Sonrası Uyumun Aile Stres ve Uyum Modeli Kapsamında İncelenmesi


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Psikoloji Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: BAŞAK ÖKSÜZLER

Danışman: Adviye Esin Yılmaz Samancı

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Boşanma, yetişkin yaşamının zorlayıcı yaşam stresörlerinden biridir. Hem ülkemizde hem de dünyada artış gösteren boşanma oranları boşanma sonrası uyumun önemine işaret etmektedir. Ancak, varolan sınırlı sayıda çalışmada boşanmaya uyumun çok boyutlu doğasının gözardı edildiği görülmektedir. Buradan hareketle, bu çalışmanın iki temel amacı bulunmaktadır. İlki, stres ve uyumu kapsamlı bir şekilde incelemeye olanak sağlayan Çift ABCX Aile Stres ve Uyum Modelini temel alarak, boşanma sonrası uyum mekanizmasını doğasına uygun bir şekilde açıklamaktır. İkincisi, bu mekanizmanın cinsiyet ve çocuk sahibi olma durumuna göre benzerlik gösterip göstermediğinin belirlenmesidir. Bu doğrultuda, boşanmanın zorluk düzeyi (kaynak kaybı ve boşanmaya bağlı stresörler) ile boşanma sonrası uyum arasındaki ilişkide, kaynakların (aileden, arkadaşlardan ve özel birinden algılanan sosyal destek) ve boşanmaya yönelik algının (kontrol odağı, gelecek odağı ve travma odağı) aracılık rolü yapısal eşitlik modeli ile incelenmiştir. Bu amaçla 250 kadın ve 158 erkek katılımcıya araştırma değişkenlerini değerlendiren öz-bildirim araçları uygulanmıştır. Sonuçlar, boşanmanın zorluk düzeyinin hem doğrudan hem de algılanan sosyal destek türlerini içeren kaynaklar ve kontrol odağı ve gelecek odağını içeren boşanmaya yönelik algı aracılığıyla dolaylı olarak, boşanma sonrası uyum düzeyi üzerinde etkili olduğunu göstermiştir. Bulgulara göre, yapısal model kadınlar ve erkekler ile çocuğu olanlar ve olmayanlar arasında farklılaşmamıştır. Öte yandan, boşanmaya uyum sürecinde algısal süreçlere kıyasla sosyal kaynakların hem kadınlar ve erkekler hem de çocuğu olanlar ve olmayanlar için ortak bir bileşen olduğu belirlenmiştir. Klinik doğurgular, sınırlılıklar ve gelecekte yapılacak çalışmalar için öneriler tartışılmıştır.