Tip 1 diyabetes mellituslu hastaların demografik, klinik ve laboratuvar özellikleri


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2014

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: YILDIZ GÖREN

Danışman: AYHAN ABACI

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

ÖZET Amaç: Bu çalışmamızda, 1999-2014 yılları arasında Çocuk Endokrinoloji kliniğinde Tip 1 diyabetes mellitus (DM) tanısı ile izlenen 6 ay-18 yaş arası olan hastaların demografik, klinik ve laboratuvar özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem:Bu çalışma, 1999-2014 yılları arasında Çocuk Endokrinoloji kliniğimizde tip 1 DM tanısı ile izlenen ve tanı alan 6 ay-18 yaş aralığında olan hastalarının dosyalarının geriye yönelik taranmasını kapsamaktadır. Hastaların, dosya kayıtlarından başvuru esnasındaki demografik, klinik, antropometrik ve laboratuvar özellikleri kaydedilmiştir. Çalışmaya, dosya kayıtları eksik olan, eksik veriler nedeni ile ebeveynlerine telefonla ulaşılmayan, sendromik kaynaklı diyabet tanısı almış hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Veriler kaydedildikten sonra hastalar, yaş (6 ay-4,99 yaş; 5-9,99 yaş, 10-18 yaş), diyabetik ketoasidoz (DKA) ve remisyona girme durumlarına göre gruplandırılarak demografik, klinik, ve laboratuvar parametreleri açısından karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmaya, tip 1 DM tanısı ile izlenen 167 (ortalama yaş 8,5±4,0 yıl, 84'ü kız, 94 prepubertal) hasta dahil edildi. Hastaların yaklaşık %55,1'nin Ocak 2009-Haziran 2014 yılları arasında tanı aldığı saptandı. Çalışmaya alınan hastaların %22,8'i 6 ay-4,9 yaş, %38,9'u 5,0-9,9 yaş, %38,3'ü 10,0-18,0 yaş aralığında olduğu saptandı. Çalışmaya alınan hastaların verileri perinatal risk faktörleri açısından değerlendirildiğinde, gebelik esnasında babaların %22,2'si, annelerin %9'u 35 yaş üzerinde saptandı. İlk bir yıl anne sütü alım oranı %53,6 ve vitamin D profilaksisinin kullanım oranı %64,6 olarak saptandı. Çalışmaya alınan ailelerin yaklaşık %80'nin sosyoekonomik düzey düşük olarak değerlendirildi. Hastaların, %77'sinin tip 1 DM tanısı almadan önce birden fazla sağlık merkezine başvurduğu saptandı. Hastaların en sık başvuru semptomları sırasıyla poliürüri, polidipsi, kilo kaybı, halsizlik, enürezis ve noktüri idi. Tanı öncesi ortalama semptom süresi 29,5±27 gün olarak saptandı. Yaş grupları semptom süresi açısından karşılaştırıldığında, 6 ay-4,99 yaş grubunun semptom süresi diğer yaş gruplarına göre daha kısa saptandı, ancak fark anlamlı bulunmadı (p>0,05). Hastaların 65'i (%38,9, 27'si erkek) başvuru anında DKA tanısı alırken, 102 (%62,6, 56'sı erkek) hastada DKA saptanmadı. DKA grubunda ortalama tanı yaşı (sırasıyla, 7,6±4,2 & 9,1±3,9 yaş, p0.05). DKA tanısı alan hastaların %38,5 hafif, %41,5 orta, %20'si ağır DKA olarak sınıflandırıldı. Ağır DKA en yüksek (%46,1, 6/13 hasta) 6ay-4,99 yaş grubunda saptandı. Tanıdan sonra hastaların %36,5'i remisyona (balayı) girerken, ortalama remisyona girme süresi 1,36±1,0 ay ve remisyondan çıkma süreleri 9,9±10,2 ay olarak saptandı. DKA ile başvuran olgularda remisyon oranı (%30,8) DKA ile başvurmayan (%40,2) olgulara göre daha düşük saptanmasına karşın, fark anlamlı bulunmadı. Remisyona giren hastaların yaş ortalaması, girmeyenlere göre daha küçük saptanmasına karşın fark istatiksel olarak anlamlı bulunmadı (sırasıyla, 7,7±3,9, 8,9±4,2,p>0,05). Remisyon oranı en yüksek (%44,2) 5,0-9,9 yaş grubunda saptandı, ancak yaş gruplarına göre remisyon oranlarında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Bu çalışma, literatür verileri ile uyumlu olarak (i) ülkemizde de tip 1 diyabet insidansının yıllar içinde arttığını, (ii) anne sütü kullanım ve vitamin D profilaksisi kullanım oranlarının düşük, (iii) tip 1 diyabet olgularında poliüri, polidipsi ve kilo kaybının en sık başvuru bulguları olduğunu, (iv) küçük yaş (6 ay-4,99 yaş) grubunda semptom sürelerinin kısa, DKA riskinin diğer yaş gruplarına göre daha yüksek olduğunu, (v) 5-9,9 yaş grubunda geçici remisyon oranının en yüksek olduğunu ve (vi) birinci basamak sağlık merkezlerinde tanı alma oranlarının düşük olması nedeniyle hekimlerimizin bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğini göstermiştir.