Anadolu Türk Mimarisinde tuğla ve koruma-restorasyon önerileri


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Restorasyon Ana Bilim Dalı, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 1998

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: SERAP GÜLER

Danışman: ESTER ETİ AKYÜZ LEVİ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

IV ÖZET Sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu'da oldukça geniş bir kültür birikimi binlerce yıldır varlığını sürdürmektedir. Bölgede yaşamış çeşitli kültürlerin yaşam tarzları, inançları ve bunların yanında, yerleşim yerlerindeki olanaklar, kültür birikiminin önemli bölümünü oluşturan mimari ürünlerin niteliğini de belirlemiştir. Mimari ürünlerin niteliklerinin tanımlanmasında, onları oluşturan malzemelerin ki bu malzemeler bölgenin olanaklarıyla veya kültür etkileşimleriyle yakından ilgilidir- rolü büyüktür. Anadolu, yapı malzemesi açısından çeşitli olanaklara sahip bir bölgedir. Zengin taş yataklarının varlığı, özellikle kalıcı özellikte olması beklenen anıtsal yapılarda taş kullanılmasını sağlamıştır. Fakat bu durum, taşın az bulunduğu bölgelerde veya Anadolu'da yaşamış çeşitli kültürlerin etkileriyle zaman zaman değişim göstermiştir. Bu değişimlerin sonucu olarak, genelde en fazla pişmiş toprak malzemeler, taşın alternatifi veya birinci derece yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Önemli bölümünü tuğlanın içerdiği pişmiş toprak malzeme kullanımı, M.Ö. 3500 dolaylarında ve büyük olasılıkla Mezopotamya bölgesinden, diğer kültürlere yayılmıştır. Anadolu'da pişmiş tuğlanın ilk örnekleri M.Ö. 1000'den sonra Güneydoğu Anadolu'da, Zincirli yakınlarındaki Sakçagözü'nde bulunmuştur. Hellenistik Dönemde yaygın olan tuğla kullanımı, yapı kültürüne kazandırdıkları çeşitli tekniklerle birlikte, Romalılarca Anadolu'ya taşınmıştır. Roma mimari kültürü birçok yönden Bizans ve Osmanlı mimarlığına kaynaklık etmiştir. Roma geleneklerinin, Yunan gelenekleri ve hıristiyanlık öğeleriyle kaynaşmasından oluşanV Bizans mimarisi de, bir tuğla mimarisidir. Özellikle son dönem Bizans mimarlığına ait süsleme sanatı, Osmanlı ile çeşitli yönlerden paralellikler göstermektedir. Selçukluların, Türk toplumu olarak 11. yüzyılda Anadolu'ya gelmeleri ile inanç sistemleri ve bundan büyük ölçüde etkilenen yapı kültürleri bölgeyi etkilemiş, yeni üslupların şekillenmesine neden olmuştur. Böylece Selçukluların tuğla kültürleri de Anadolu yapı kültürünü etkilemiştir. Anadolu, yapı malzemesi açısından değişik alternatiflere sahip bir bölge olduğundan, yeni gelen kültürlerin etkileri belirleyici olmamakla birlikte, varolan özgün üsluplara çeşitli katkılarda bulunmaktadır. Erken Devir Osmanlı mimarisinde tuğla, yapı malzemesi olarak birinci derecede önem kazanmış, Bizans ve Selçuklu kültürlerinin etkileri ve yerel olanaklar, kalıcılık istenen önemli yapılar dışındaki yapılana, yapısal ve süsleme özellikleri açısından, tuğla - taş birlikteliği temeline oturmasına neden olmuştur. Osmanlı mimarisinde, tuğla malzemenin yapısal ve süsleme amaçlı olarak son derece özgün tarzlar yaratılarak kullanılması nedeniyle, tez çalışmasında diğer kültürlere oranla daha fazla ağırlık verilmiştir. Genel anlamda pişmiş toprak malzeme kullanımı, yapısal amaçlı olarak; kemerlerde, kubbelerde, döşemelerde, ocaklarda, ısıtma ve su tesisatlarında kullanılmıştır. Tuğla malzeme, yapım aşamasında genel olarak üç şekilde elde edilmekteydi; -piyasadan doğrudan ücret ödenerek almak, -ocak sahibi üreticilere özel olarak ısmarlamak, -devlet tarafından işletilen harmanlardan sağlamak.VI Ayrıca, Sultan Ahmet ve Süleymaniye gibi önemli anıtsal yapılar için özel üretimler yapılmıştır. Tuğlalar, yapı elemenlarında kullanıldıkları yerlere, üretildikleri harmana veya boyutlarına göre çeşitli isimler almışlardır. Bu isimler ayrıntılı bir biçimde listelenmiştir. 15. yüzyıl sonlarına gelene kadar tuğla kullanımında, sistematik bir boyutlaşma görülmemektedir. Ayverdi, 15. yüzyıl sonrasından, 18. yüzyıl'a kadar, özellikle kalınlıklarda sistematik bir azalmadan söz etmektedir. Özellikle Erken Devir Osmanlı mimarisinde tuğla, süsleme amaçlı olarak taşla birlikte kullanılmıştır. Bu konuda en önemli kaynak, Bizans mimarisidir. Yerel olanaklar ve kültür etkileşimi, süsleme sanalında benzer çizgilerle karşılaşılmasına neden olmuşsa da, temel fark olarak, cephenin bütününe egemen olan Bizans tarzı süslemeler, Osmanlı mimarisinde sınırları çizilmiş panolar içinde kalmıştır. Osmanlı mimarisi süsleme sanatında uygulamalar aşağıdaki şekilde sınıflandırılmıştır; - Duvar yüzeyinde uygulanan süsleme Almaşıklık Rozet Pano - Pencere alınlığı - Kemer (Dekoratif amaçlı) - Mukarnas - Kirpi saçak Bu kullanım yerleriyle ilgili özgün örnekler konu kapsamında verilmektedir.VII Anadolu Türk mimarlığında özgün kullanımlarıyla dikkat çeken tuğla, yapı malzemesi olarak mimari kültürümüzün önemli bir öğesi olmuştur. Bu özgün kullanımları içeren, eşsiz örneklerden günümüzde halen varlığını sürdürenleri, gelecek nesillere ulaştırmak amacıyla, tarihi yapılarda kullanılan tuğla malzemenin temizlenmesi, korunması ve onarımı konusu, konu ışığında ülkemizde ve yurtdışında yürütülmüş örnek çalışmalarla birlikte, tez çalışmasının dördüncü bölümünde sunulmuştur. Anadolu'da, özellikle Erken Devir Osmanlı mimarisinde yapılan anıtsal yapılarda Bizans etkisiyle, taş ve tuğla malzemenin birlikte kullanılması, günümüzde koruma ve onarım çalışmalarında konuyu daha karmaşık hale sokmaktadır. Tuğla malzemede yıpranmaya neden olan etkiler başlıklar halinde; - imalat - su etkisi - ısı etkisi - biyolojik etkiler - hareket, olarak sıralanmıştır. Yukarıda sayılan etkiler, özellikle yurtdışında yapılmış olan çeşitli deneylerle araştırılmıştır. Bunlar arasında su etkisi, malzemede kimyasal ve fiziksel olarak, çok yönlü bozulmalara neden olmaktadır. Su, kimyasal olarak, malzemenin bünyesinde varolan çözünebilir özellikteki maddelerin, özellikle de çözülebilir tuzların, malzemeye zarar vermesine, fiziksel olarak da, malzemenin gözeneklerine girip donarak, çatlamasına neden olmaktadır. 7. Uluslararası Berlin Kongresi'nde bu konuda sunulan çalışmalar tez kapsamında anlatılmıştır. Tuğla malzemede meydana gelen bozulmaların sağlıklı bir şekilde giderilmesi için çeşitli teşhis sistemleri geliştirilmiştir. Bu sistemler doküman ve bilgisayar programı halinde, tarihi yapıların onarım çalışmalarında verimi artırmak amacıyla hazırlanmıştır.VIII Tuğla malzemede temizlik ve koruma çalışmaları: Tarihi yapılarda kullanılan tuğla malzemelerde gerekli teşhis çalışmaları yapıldıktan sonra, temizleme ve koruma işlemleri uygulanmaktadır, bunlar kısaca; - yıkama - mekanik temizleme - kimyasal temizleme - yüzey uygulamaları - takviye malzemeleri kullanımı şeklindedir. Yapılan temizlik ve koruma çalışmalarının her zaman malzemeye minimum zarar vermesi beklenmektedir. Bu nedenle, kullanılacak yöntemlerin, malzemenin doğasına uygun olması ve uygulama yapan kişilerin deneyimli olmaları gerekmektedir. Tuğla malzemeli yapı elemanlarında meydana gelen yıpranmalar, çeşitli deneylerle gözlemlendikten sonra belirlenmekte ve uygun çözümler üretilmektedir. Bunlar, temizlikten onanma kadar çeşitli teknikleri içerir. Uygulamada hangi tekniklerden yararlanılacağı uzmanlar tarafından belirlenmektedir. Malzemede meydana gelen yıpranma onarım gerektirdiğinde, günümüzde aşağıda sözedilen tekniklerden yararlanılmaktadır; - Tuğlaları bütün olarak değiştirmek - İkinci el tuğla kullanımı - Arka yüzleri kullanılan tuğlalar - Özel üretim tuğlalar - Yapının kendisini kaynak olarak kullanmak - Yeni malzemede ton ayarlaması - Ölçülü ve dekoratif işçiliğin onanım - Çıkıntı ve kırılmaların onarımıIX Olduğu gibi bırakmak Noktasal onarım Dikiş atmak ve yerinde harç takviyesi yapmak Tamamen söküp yeniden yapmak - Derzlerin onarımı Onarım tekniklerinden yararlanmadan önce, yıpranmanın nedenleri ve niteliği tam olarak belirlenmeli, en uygun çözüm uygulanmalıdır. Uygulamalar "restorasyon ahlakı" açısından, orijinallik ön planda tutularak yapılmalı ve her zaman minimum olmalıdır. Bugüne kadar çeşitli araştırma ve deneylerle oluşturulan temizlik ve onarım teknikleri, teorik ve uygulama düzeyinde incelenerek tartışılmıştır. Çalışma kapsamında sunulan beş örnek bu tartışmaları içermektedir. Örneklerde genel olarak, tarihi yapılarda kullanılan tuğla ve harçların fiziksel ve kimyasal yapılan incelenerek, aynı veya farklı dönemlerde kullanılan malzemeler arasında karşılaştırmalar yapılmıştır. Bu karşılaştırmalarda üzerinde durulan konu, malzeme dayanımlarındaki değişimdir. Son bölümde, tarihi tuğla malzemeli yapıların temizlik, koruma ve onarım çalışmalarında kullanılan teknikler, tablolar şeklinde hazırlanarak, konu ile ilgili kullanımlar için pratik gösterimler halinde sunulmuştur.