Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi Ana Bilim Dalı, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2000
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: SAİM NERGİZ
Danışman: KEMAL ARI
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:ÖZET Osmanlı Devleti, bulunduğu coğrafyada kendinden önceki diğer Türk-İslam Devletleri gibi şer'i hukuk ve örfî hukuku birlikte uyguladı. Şer'i hukuku tatbik eden Osmanlı Devleti kaynağını "Medine Vesikası"ndan alan çok hukukluluk anlayışını, kabul ettiği hukukun zorunlu bir sonucu olarak uyguladı. Çok hukukluluk anlayışı üç ayrı kaynaktan beslenmekteydi: Azınlık hukuku, Patrikhane hukuku ve Kapitülasyonlar. Osmanlı Vatandaşı gayrimüslimler zimmi statüsüne tabi vatandaşlar olarak şer'i hukuk dışında yaşıyorlardı, ki zaten bu dini anlayışın gereğiydi. Bu gayrimüslim unsurları yargılama işlemi ise "Patrikhane" makamına bırakılmıştı. Bu durum özel hukuk alamnda yargı ayrıcalığı olan gayrimüslim sınıfın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kendi ülkesinde gayrimüslim vatandaşlarına şer'i hukuku uygulayamayarak bunlara kendi hukuklarını tatbik etme hakkı tanıyan Osmanlı Devleti bir başka ülke vatandaşı gayrimüslimin şer'i hukuka tabi olmasını isteyemezdi. Bu durumda bu unsurlara uygulanacak hukukun kapsamını tayin etmek ancak devletler arasındaki antlaşmalarla mümkün olabilecektir. İşte devletler arasında gayrimüslim vatandaşlara uygulanacak hukuk düzenini tespit eden bu antlaşmalara kapitülasyon adı verilecektir. Değişen dünya koşullan altında hukuk kurallarının laik nitelik kazanması ve devlet kavramının yeniden tanımlanması Osmanlı Devletinin uyguladığı hukuk düzenini değiştirmesi gerçeğini ortaya koyuyordu. 19.ncu yüzyılda devlet egemenliğini zedeleyen mevcut durumun tasfiyesi maksadıyla reform çalışmaları yapıldıysa da hukuk düzeninin temel nitelikleri reformun başarıya ulaşmasını engelliyordu. Çok hukukluluğu tasfiye çabalan böylece sonuçsuz kalmış oluyordu. Lozan, Türk Hukuk devriminin hangi esaslar üzerinde olması gerektiği yolundaki kanaatlerin belirmesinde önemli bir aşama oldu. Lozan görüşmelerinde İtilaf devletleri temsilcilerinin üzerinde en fazla durdukları konu Osmanlı Devleti'nin şer'i hukuk uyguladığını bu sebeple gayrimüslimlere kendi hukuklannı uygulama hakkını tamdıklannı şayet yeni Türk devleti de şer'i hukuku uygulayacak olursa gayrimüslimlere hukuki ayncalık tanınması zorunluluğuydu. Türk heyeti temsilcileri ise Hukuk devriminin gerçekleştirileceğini, devrimin laik nitelikte olacağını beyan etmişlerdir. Sonunda Türk tarafının talepleri doğrultusunda Lozan Antlaşması imzalanmış oldu. Böylece Osmanlı Devletinin gerçekleştirmek isteyip de başaramadığı çok hukukluluğu tasfiyenin en büyük aşaması gerçekleştirilmiş oldu. Siyasal ve toplumsal alanda gerçekleştirilen devrimlerin ardından toplum yaşamını ve devletin niteliğini doğrudan etkileyen hukuk devriminin gerçekleştirilmesi sırası gelmişti. Bu maksatla öncelikle hayatın her alanına tesir eden Medeni Kanun İsviçre Medeni Kanununun resepsiyonu yolu ile kabul edildi ve ardından diğer alanlarda da aym usulde kanunlaştırmalar gerçekleştirildi.Bütün bu gelişmeler sonucunda çağdaş dünyanın kabul edemeyeceği çok hukukluluk uygulaması tasfiye edilmiş oluyordu. Dinsel nitelikteki hukuk anlayışı yerine laik hukuk anlayışı hakim oluyordu. VI