Kentsel Tasarımda Politika-Uygulama Ayrışması: 30 Büyükşehirde Çocuk Dostu İlkeler


Ekşioğlu Çetintahra G., Çamaş N. Ç., Seyhan Ç., Küçükoğlu H., Sözen B.

33. Kentsel Tasarım ve Uygulamalar Sempozyumu: Kentsel Tasarımın 70 Yılı ve Geleceği, İstanbul, Türkiye, 13 - 15 Mayıs 2026, ss.46-47, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: İstanbul
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.46-47
  • Dokuz Eylül Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Kentsel tasarımın kökeni, modern planlama disiplininin ortaya çıkışından çok daha önceye dayanmaktadır. Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren planlamanın kurumsallaşmasıyla birlikte, kentsel mekânla ilgili yaklaşımlar büyük ölçüde makro ölçekli, rasyonel ve teknik planlama modelleri üzerinden şekillenmiş; bu süreçte kentin sosyal yapısı, gündelik yaşam pratikleri ve kullanıcı deneyimi çoğu zaman ikinci planda kalmıştır. Kenti bir sistem ve işleyiş mekanizması olarak ele alan modern planlama yaklaşımı, mekânsal düzenlemeler ile toplumsal yapı arasındaki ilişkinin zayıflamasına yol açmıştır. Bu bağlamda kentsel tasarım, özellikle son 70 yılda, planlama ile mimarlık arasındaki boşluğu dolduran, fiziksel çevre ile sosyal yapı arasındaki etkileşimi yeniden kurmayı amaçlayan bir disiplin olarak yeniden önem kazanmıştır. Ancak özellikle Türkiye bağlamında, kentsel tasarımın bütüncül yaklaşımından uzaklaşarak, planlama süreçlerindeki sorunlara hızlı çözümler üreten araçsal bir uygulama alanına indirgenebildiği görülmektedir. Oysa kentsel tasarım, yerel bağlamı, kullanıcı deneyimini ve gündelik yaşamı merkeze alan yapısıyla, özellikle çocukların kentsel mekana katılımını ve deneyimini güçlendirebilecek temel bir tasarım yaklaşımı olarak yeniden değerlendirilmeyi gerektirmektedir.

Bu çerçevede “çocuk dostu kent” yaklaşımı, kentsel tasarımın sosyal ve mekânsal boyutlarını bir araya getiren bir odak alanı olarak öne çıkmaktadır. Uluslararası literatürde, çocukların kentsel mekanı güvenli, erişilebilir ve katılımcı biçimde deneyimleyebilmeleri için geliştirilen çeşitli tasarım yaklaşımları bulunmaktadır. Hollanda’da ortaya çıkan Woonerf uygulamaları, sokakları araç öncelikli ulaşım koridorları olmaktan çıkararak yaya ve kullanıcı öncelikli paylaşımlı mekânlara dönüştürürken, İngiltere’deki Home Zone yaklaşımı mahalle ölçeğinde trafik sakinleştirme ve kamusal yaşamın güçlendirilmesi yoluyla çocuklara güvenli mekânlar sunmayı hedeflemektedir. Almanya’da uygulanan Spielstraße ve farklı ülkelerdeki Play Street örnekleri, belirli zaman dilimlerinde sokakların çocukların oyununa açılmasını sağlayarak geçici ancak etkili mekânsal dönüşümler üretmektedir. Daha geniş ölçekli müdahalelerden olan SuperBlocks modeli, kent dokusunda araç trafiğini sınırlayarak mahalle içi kamusal alanları yayalaştırmakta ve çocuklara güvenli kentsel çevreler oluşturmaktadır. İskandinav ülkelerinde geliştirilen Kindlint (çocuk dostu ulaşım ağı) ve birçok ülkede uygulanan Safe Routes to School yaklaşımları ise çocukların bağımsız hareket edebileceği güvenli bağlantılar kurarken, bu sistemin merkezine okulu yerleştirmektedir. Bu uygulamalar birlikte değerlendirildiğinde, çocuk dostu kent yaklaşımının yalnızca politika söylemi değil; sokak, mahalle ve kent ölçeğinde somut mekânsal düzenlemelerle hayata geçirilen bir kentsel tasarım meselesi olduğunu görülmektedir. Kaldı ki bu yalnızca bir ölçek meselesi değil, çocuk odaklı bir yönetişim kurgusunu da gündeme getirmektedir.

Dünyada çocuğun kentsel mekânla etkileşimini artırmayı hedefleyen çocuk dostu kent yaklaşımı ülkemizde de özellikle son yıllarda politika belgelerinde daha görünür hale gelmiştir. 12. Kalkınma Planı ile yerel yönetimlerin çocuk dostu kent olma eğiliminin artırılması ulusal ölçekte hedeflenmektedir. Bununla birlikte, yerel yönetimlerin stratejik planları ve faaliyet raporları incelendiğinde, çocuk dostu kent yaklaşımının söylem düzeyinde benimsendiği, ancak bu söylemin kentsel tasarım uygulamalarına ne ölçüde yansıdığı önemli bir tartışma alanı olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu çalışma, ülkemizdeki çocuk-mekân ilişkisini ortaya koymak, politik yaklaşımlar ile uygulama alanları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek ve ülkemize özgü bir çocuk dostu kent parametre çerçevesi geliştirmek amacıyla yürütülen kapsamlı bir TÜBİTAK projesinin bir çıktısıdır.  Çalışma kapsamında 30 büyükşehir belediyesinin yaklaşık son 20 yıllık dönemde hazırladığı stratejik planları ve faaliyet raporları içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Araştırmada, politika belgelerinde yer alan çocuk odaklı hedefler ile belediyelerin gerçekleştirdiği mekânsal uygulamalar arasındaki ilişki, kentsel tasarım perspektifinden değerlendirilmiştir. 

Elde edilen bulgular, politika belgelerinde çocuk dostu kent yaklaşımına ilişkin güçlü ve yaygın bir söylemsel çerçevenin bulunduğunu, ancak bu çerçevenin kentsel tasarım uygulamalarına bütüncül ve sistematik bir biçimde yansımadığını göstermektedir. Uygulamaların çoğunlukla proje bazlı, parçalı ve kurumsal koordinasyondan yoksun biçimde geliştiği, çocuk odaklı mekânsal kararların planlama ve tasarım süreçlerine entegre edilmesinde önemli boşluklar bulunduğu tespit edilmiştir. Bu durum, çocuk dostu kent yaklaşımının Türkiye’de büyük ölçüde bir politika söylemi olarak kaldığını ve kentsel tasarım pratiği ile yeterince bütünleşemediğini ortaya koymaktadır.

Bu bulgular, yalnızca çocuk dostu kent yaklaşımının uygulanabilirliğini değil, aynı zamanda Türkiye’de kentsel tasarımın güncel rolü ve konumuna ilişkin daha geniş bir tartışmayı da gündeme getirmektedir. Politika ile uygulama arasında köprü kurma potansiyeli taşıyan kentsel tasarımın, mevcut durumda çoğunlukla geçici, taktiksel ve parçalı müdahaleler üzerinden işletildiği; bu nedenle mekânsal karar üretiminde kurumsal ve stratejik bir çerçeve oluşturmakta yetersiz kaldığı görülmektedir. Oysa çocuk dostu kent yaklaşımı, farklı ölçeklerde politika, planlama ve tasarım süreçlerini bütünleştirebilecek güçlü bir araç sunmaktadır. Bu bağlamda, çocuk dostu kent ilkelerinin mekânsal karşılık üretebilmesi, yalnızca tekil uygulamalarla değil, kentsel tasarımın kurumsallaşması, yönetişim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve disiplinlerarası entegrasyonun sağlanması ile mümkün görünmektedir.

Sonuç olarak bu çalışma, çocuk dostu kent yaklaşımı üzerinden kentsel tasarımda politika-uygulama ayrışmasını görünür kılmakta ve disiplinin geleceğine ilişkin önemli bir tartışma açmaktadır. Kentsel tasarımın yeniden, yerel bağlamı, kullanıcı deneyimini ve sosyal yapıyı merkeze alan bütüncül bir çerçevede ele alınması, özellikle çocuklar gibi kırılgan kullanıcı grupları üzerinden geliştirilecek yaklaşımların, daha kapsayıcı ve yaşanabilir kentler üretme potansiyelini güçlendireceği değerlendirilmektedir.