Eco-Cities as Part of Implementation and Understanding of Ecology in Urban Planning: Is Turkey Ready For Eco-Cities?


Çilingir T., Efe Güney M.

Montreal 2011 Ecocity World Summit, Montreal, Canada, 22 - 26 August 2011

  • Publication Type: Conference Paper / Summary Text
  • City: Montreal
  • Country: Canada
  • Dokuz Eylül University Affiliated: Yes

Abstract

In recent times, the field of planning experiences a global rise in terms of environmentally-sensitive discourses and different cases of implementation. Despite the differences that vary by country, the optimum use of resources in 1970s that has been followed by the paradox of ecological and economic development sensitivities guided by sustainability and “our common future” concerns of 1980s have paved the way to spatial strategies called ecocities.

 The 1972 Stockholm Declaration has been noted as a starting point in development of the sustainability concept, emphasizing the man-environment relations, economical development problems of nations and the importance of protecting the environment. Such events and publications as the Brundtland Report published by UN in 1987, the Rio Summit held in 1992 and the UN Millenium Summit held in 2000 have been carefully monitored by Turkey. Particularly the hosting of the 1996 Habitat Summit by Turkey has facilitated the understanding and adoption of new concepts and approaches concerned with the man-environment relations and planning.

As a member of UN and nominee member of European Union, Turkey recently takes crucial steps in terms of legal and institutional regulations. For instance, the 7th Five-year Development Plan has declared the priority to be given to sustainability in regulations and the Local Agenda 21, which has been initiated after the Rio Summit and targets at consideration of the carrying capacity of ecosystems as well as protection of the rights of future generations, has begun to be implemented in municipalities throughout the country. However, those approaches that are sensitive to ecology remain mainly as a “discourse” due to the pursued policies on the one hand, and the instrumental market-led role of planning on the other.

While ecocities get widespread and bring a new approach concerning the ecological and sociological setting of cities, the vehicular traffic-based transportation planning appears to keep its leading place in Turkey, leading to continuous and rapid conversion of agricultural fields into urbanized areas. It is unfortunate that measures to be taken against environmental risks do not appear to take any place among the main issues covered by political bodies (parties) at all.

As discussed in case of Izmir – Doğançay, the lack of consciousness in ecological sensitivity is not the problem merely of politicians, but also of the inhabitants.

 In light of this framework, this paper will discuss the distance between Turkey and the experience of ecocities and the possible adoption of the ecocities approach in the country.

 

Planlama, dünyada giderek artan çevre-duyarlı söylemler ve uygulama örnekleriyle zenginleşmektedir. Ülkeden ülkeye değişen yaklaşım farklılıklarına karşın, 1970’lerde kaynakların optimum kullanımı ile, ardından 1980’lerde sürdürülebilirlik ve “ortak gelecek” kaygılarıyla şekillenerek gelişen paradoksal ekolojik ve ekonomik gelişme duyarlılıkları, süreci ekokent olarak adlandırılan mekansal uygulama arayışlarına taşımıştır.

 1972’de Stockholm Bildirgesi ile sürdürülebilir gelişme kavramının temelleri atılmış, insan ve çevre ilişkilerine, devletlerin ekonomik gelişme sorunlarına, çevrenin korunması konusunda uluslararası işbirliğinin önemine değinilmiştir. BM çalışmaları kapsamında 1987’de yayınlanan Brutland Raporu; 1992’de Rio Zirvesi ve 2000’de BM Bin Yıl Zirvesi gibi pek çok etkinlik Türkiye’de de dikkatle izlenmiş, özellikle 1996 Habitat Zirvesinin Türkiye’de yapılması, planlama ve insan-çevre ilişkileri açısından yeni kavram ve yaklaşımların Türkiye’de anlaşılması ve yerleşmesine kolaylık sağlamıştır

 Türkiye, BM üyesi ve Avrupa Birliği üyeliği adayı olarak son yıllarda yasal ve kurumsal düzenlemeler yapmaktadır. Örneğin, 7. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda düzenlemelerde sürdürülebilirliğe öncelik verilmesi gerektiği belirtilmiş; Rio Zirvesi’nin ardından uygulamasına geçilen ve ekosistemlerin taşıma kapasitesinin dikkate alınmasını ve gelecek nesillerin haklarının korunmasını amaçlayan Yerel Gündem 21 Türkiye’nin belediyelerinde de uygulanmaya başlamıştır. Ancak diğer yanda gerek izlenen politikalar, gerek planlamanın ranta dayalı araçsal konumu nedeniyle ekoloji duyarlı yaklaşımlar bir “söylem” olarak kalmayı sürdürmektedir.

 Dünyanın çeşitli noktalarında ekokent adı verilen mekansal düzenlemeler, kentlerin ekolojik, sosyolojik kurgularına yeni bir biçimlendirme getirmeye başlarken, Türkiye’de otomobil odaklı ulaşım planlaması, tarım alanlarının hızla kentsel alanlara dönüşüm süreçleri devam etmekte, politika üreten siyasi kurumların (partilerin) asal konuları arasına, ne yazık ki çevresel riskler konusunda alınması gereken önlemler girememektedir.  

İzmir-Doğançay örneğinde ele alındığı gibi, ekolojik duyarlılık konusundaki bilinç eksikliği, yalnızca politika yapıcıların ve uygulamacıların sorunu değil, halkın da sorunudur.  

Bildiride, yukarıda verilen çerçevede Türkiye’nin yapılanma açısından ekokent deneyimlerine ne mesafede olduğu ve “ekokent”leri deneyimleme olasılıkları tartışılacaktır.