Hâcı Mîrzâ Safâ, Diplomasi ve On Dokuzuncu Yüzyıl İstanbulu’nda Şiîliğin Temsili
TURK KULTURU VE HACI BEKTAS VELI - ARASTIRMA DERGISI, sa.118, ss.255-282, 2026 (Scopus, TRDizin)
- Yayın Türü: Makale / Tam Makale
- Basım Tarihi: 2026
- Doi Numarası: 10.60163/tkhcbva.1849276
- Dergi Adı: TURK KULTURU VE HACI BEKTAS VELI - ARASTIRMA DERGISI
- Derginin Tarandığı İndeksler: Scopus, MLA - Modern Language Association Database, Directory of Open Access Journals, TR DİZİN (ULAKBİM), MLA International Bibliography
- Sayfa Sayıları: ss.255-282
- Dokuz Eylül Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Bu çalışma, on dokuzuncu yüzyıl İstanbul’unda On İki İmam Şiîliği’nin kamusal alandaki görünürlüğünün nasıl yeniden inşa edildiğini, İranlı Nimetullâhî dervişi Hâcı Mîrzâ Safâ örneği üzerinden incelemektedir. Osmanlı başkenti uzun süre Sünnî karakterini korurken, Şiîlik burada ne tamamen yasaklanmış ne de kurumsal olarak tanınmış konumdaydı. Daha ziyade belirsizlik, kuşku ve pragmatik hoşgörü arasında şekillenen sınırlı bir varlık alanına sahip olmuştur. Çalışma, özellikle Tanzimat döneminde bu dengenin nasıl dönüşmeye başladığını ve Şiî ibadetlerinin kısmen kamusal alanda görünür hâle gelmesini mümkün kılan süreci ele almaktadır. Araştırmanın amacı, Hâcı Mîrzâ Safâ’yı dinî bir otorite olarak yorumlamak yerine tasavvuf, diplomasi ve mezhep siyaseti arasında faaliyet gösteren arabulucu bir figür olarak yeniden konumlandırmaktır. Bu çerçevede, Şiîliğin İstanbul’da kurumsal bir tanınmaya sahip olmaksızın nasıl müzakere edilebilir ve sosyal olarak kabul edilebilir bir konuma ulaştığı sorgulanmaktadır. Çalışma metodolojik olarak, Osmanlı arşivlerinde büyük ölçüde görünmez olan Safâ’nın etkisini doğrudan nedensellik iddialarıyla değil, arabuluculuk kavramı üzerinden değerlendirmektedir. Farsça hatırat, biyografik derlemeler, seyahatnameler ve Avrupalı gözlemcilerin kayıtları eleştirel bir okuma ile incelenmekte, bu anlatıların sembolik dili ile doğrulanabilir tarihsel süreçler birbirinden ayrılmaktadır. Sonuç olarak çalışma, Şiîliğin İstanbul’daki kamusal varlığındaki genişlemenin ani ya da tek aktörlü bir dönüşüm olmadığını, diplomatik ilişkiler, Tanzimat idaresi, tasavvuf ağları ve Safâ gibi karizmatik aracıların katkısıyla şekillenen tedricî bir normalleşme sürecinin ürünü olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Hâcı Mîrzâ Safâ, on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı başkentinde dinî farklılıkların çatışma yerine uzlaşı yoluyla yönetilmesine imkân tanıyan önemli bir arabulucu figür olarak değerlendirilmektedir.
This study examines how the visibility of Twelver Shiism in the public sphere was reconstituted in nineteenth-century Istanbul, using the example of the Iranian Nimetullahi dervish Haji Mirza Safa. While the Ottoman capital retained its Sunni character for a long time, Shiism was neither completely banned nor institutionally recognised there. Rather, it existed within a limited sphere shaped by uncertainty, suspicion, and pragmatic tolerance. The study examines how this balance began to shift, particularly during the Tanzimat period, and the process that made it possible for Shiite worship to become partially visible in the public sphere. The aim of the research is to reposition Haji Mirza Safa not as a religious authority but as a mediating figure active between Sufism, diplomacy, and sectarian politics. Within this framework, it questions how Shiism achieved a negotiable and socially acceptable position in Istanbul without institutional recognition. Methodologically, the study evaluates Safa’s influence, largely invisible in Ottoman archives, not through direct claims of causality but through the concept of mediation. Persian memoirs, biographical compilations, travelogues, and European observers’ records are examined through a critical reading, separating the symbolic language of these narratives from verifiable historical processes. Consequently, the study reveals that the expansion of Shiism’s public presence in Istanbul was not a sudden or single-actor transformation, but rather the product of a gradual normalisation process shaped by diplomatic relations, the Tanzimat administration, Sufi networks, and charismatic intermediaries such as Safâ. In this context, Haji Mirza Safa is regarded as an important mediator figure who enabled religious differences in the nineteenth-century Ottoman capital to be managed through compromise rather than conflict.