AORTOVİSSERAL FİSTÜLLER


Arslan R. S., Sarıoğlu O., Başara Akın I., Altay C., Gülcü A.

TURKRAD 2025, 46. Ulusal Radyoloji Kongresi, Antalya, Türkiye, 16 - 20 Aralık 2025, ss.719-720, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Antalya
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.719-720
  • Dokuz Eylül Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Giriş ve Amaç: Aort ve ana dalları ile çevre organlar arasında meydana gelen fistülizasyonlar yaşamı tehdit edebilen masif kanamalara yol açabileceğinden klinik olarak şüphelenilmesi halinde acil tanı ve tedavi gerektirir. BT anjiyografi (BTA), hızlı ve yaygın kullanılabilirliği, iyi uzaysal ve zamansal çözünürlüğü sayesinde tanıda ilk başvurulan yöntemdir. Konvansiyonel anjiyografi ise BTA’dan daha iyi mekansal çözünürlüğe sahip olma, stent yerleştirme ve embolizasyonla eş zamanlı tedaviyi mümkün kılma gibi ek avantajlara sahiptir. Bu sunumda; melena ve hematemez gibi gastrointestinal sistem (GİS) bulgularına yol açabilen aortoenterik fistüllere (AEF), göğüs ağrısı ve disfaji gibi bulgulara yol açabilen aortoözefagial fistüllere (AÖF) ve hematüriye sebep olmuş nadir bir arterioüreteral fistül (AÜF) vakasına ait örnekleri etyopatogenezleri, tedavileri ve komplikasyonları ile birlikte ele aldık.

Olgular ve Tartışma: Aortoenterik fistül, anatomik yakın komşuluğu sebebiyle, en sık duodenum 3. kıta ile infrarenal abdominal aorta arasında görülür. AEF’ler primer ve sekonder olmak üzere iki çeşittir. Primer fistüller aortik cerrahi öyküsü bulunmayan hastalarda, sekonder fistüller aortik cerrahi öyküsü bulunan hastalarda gelişen fistüllerdir. Primer fistüllerin sebepleri arasında anevrizmalar, aterosklerotik plaklardaki penetran değişiklikler, tümör, radyoterapi ve inflamatuvar süreçler yer alırken; sekonder fistüllerin sebepleri arasında retroperitoneal yağlı dokuda azalma, pulsatil greft basıncı ve operasyon sonrası gelişen kronik enfeksiyonlar yer alır. Fistülizasyon olmaksızın gelişen perigreft enfeksiyonu yanlışlıkla post-operatif değişiklik olarak yorumlanmamalıdır. Çünkü bu bölgeler ileride gelişecek bir fistülizasyon için başlangıç noktası olma özelliği taşımaktadır. Aortoözefagial fistül varlığından şüphelenildiğinde ivedilikle BTA yapılmalıdır. BTA’da intravenöz (iv) kontrast maddenin özefagus lümenine geçişinin ve aorttan özefagusa doğru meme ucu benzeri bir çıkıntının (psödoanevrizmanın) görülmesi tanıyı koymada yardımcı olacaktır. Arterioüreteral fistüller, iliak damarların ve üreterlerin yakın anatomik komşuluğu sebebiyle, makroskopik hematüri şeklinde bulgu verecektir. Aortik cerrahi öyküsü bulunan hastalarda hematüri varlığında fistül gelişmiş olma ihtimali akılda tutulmalıdır.

Sonuç: Aortovisseral fistüller mortalite ile sonuçlanabileceğinden, klinik olarak şüphelenilmesi halinde, ivedilikle BTA ile tetkik edilmeli ve fistül varlığında endovasküler tedavi seçenekleri göz önünde bulundurulmalıdır.