PROSTAT ADENOKARSINOMUNDA GENOMIK İNSTABILITENIN MOLEKÜLER YÜZÜ: TCGA PRAD KOHORTUNDA ANÖPLOIDI SKORU VE MUTASYON PROFILI İLIŞKISI


Creative Commons License

Büyükgök M., Yörükoğlu K.

34. Ulusal Patoloji Kongresi, Antalya, Türkiye, 12 - 16 Kasım 2025, cilt.9, sa.1, ss.68-71, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Cilt numarası: 9
  • Basıldığı Şehir: Antalya
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.68-71
  • Dokuz Eylül Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Prostat Adenokarsinomunda Genomik İnstabilitenin Moleküler Yüzü:         TCGA PRAD Kohortunda Anöploidi Skoru ve Mutasyon Profili İlişkisi

 

         GİRİŞ

      Genomik instabilite, prostat kanserinde agresif tümör fenotipleriyle ilişkilidir. Anöploidi,

bir hücrede anormal sayıda kromozom bulunması durumudur. Bu durum, genomik

dengesizliğe neden olur; bu da gen ekspresyonunu ve hücresel stres yanıtlarını etkiler.

Anöploidi, kanserlerde yaygın olarak görülmektedir ve tümör evriminde önemli rol oynar.

Anöploidi skoru, genomik instabilitenin nicel bir göstergesi olarak kullanılabilir. Yüksek

anöploidi düzeyi, tümör mikroçevresinde azalmış bağışıklık hücresi infiltrasyonu ile ilişkilidir.

Bu durum, özellikle T hücresi sinyal iletimi ve antijen sunumu süreçlerinin baskılanmasıyla

kendini gösterir. Bu tür tümörler, immünoterapiye zayıf yanıt veren ‘soğuk’ fenotip özellikleri

sergileyebilir. Anöploidi, prostat kanserinde ölümcül seyirle anlamlı düzeyde ilişkilidir. Beş veya daha fazla kromozom kolunda bozukluk saptanan hastalarda, ölüm riski 5,3 kat daha yüksektir.

Anöploidi, Gleason skorundan bağımsız bir prognostik faktördür. Bu çalışmada yüksek ve

düşük anöploidi skoruna sahip prostat adenokarsinom örneklerinin mutasyon profillerini

karşılaştırılması amaçlanmıştır.

 

           Gereç & Yöntem

      In silico analiz için cBioPortal üzerinden TCGA PRAD veri kaynağında bulunan 494

primer tümör örneği değerlendirildi. Olguların anöploidi skorlarının median değeri baz alındı

ve düşük ve yüksek anöploidi gruplarına ayrıldı. Google Colab ve Python (pandas, matplotlib,

scipy) kullanılarak bu tümörlerdeki mutasyon profilleri elde edildi. Sonuçlar Fisher exact test

ile karşılaştırıldı. Google Colab ile Kaplan-Meier grafikleri alındı.

 

         Sonuçlar

     Anöploidi skoru yüksek grupta en sık mutasyona uğrayan genler TTN (n=85), TP53 (n=63),

MUC16 (n=49) olarak saptandı. TP53 mutasyonu yalnızca yüksek anöploidi grubunda gözlemlendi. Anöploidi skoru düşük grupta ise en sık mutasyona uğrayan genler TTN (n=27), SPOP (n=20), FOXA1 (n=14) idi. TP53 mutasyonu düşük anöploidi grubunda gözlemlenmedi. SPOP ve CSMD3 genlerinde de yüksek anöploidi grubunda dikkat çekici bir artış gözlemlendi. Yüksek ve düşük anöploidi gruplarında mutasyon sıklıkları karşılaştırıldığında TP53 (p=0.000000502), CSMD3 (p=0.0337) ve SPOP (p=0.0426) için anlamlı düzeyde fark saptandı. TP53 mutasyon durumu ile genel sağkalım arasında anlamlı bir ilişki gözlendi. TP53 mutasyonu taşıyan hastalarda yaşam oranı belirgin şekilde daha düşüktür.

 

            Tartışma

      TP53, DNA onarımı ve kromozomal stabilitenin düzenlenmesinde kilit rol oynar. TP53 kaybı,

genom bütünlüğünün bozulmasına ve artmış anöploidiye yol açar. Bu durum, tümör

agresifliğini artıran kısır bir döngü oluşturarak hastalık progresyonunu hızlandırır. TP53,

yüksek ve düşük anöploidi grupları arasında istatistiksel olarak en anlamlı fark gösteren gen

olarak öne çıkmaktadır. Bu durum, TP53 mutasyonuna bağlı genomik kararsızlığın, prostat

kanserinde daha kötü klinik sonuçlara yol açtığı yönündeki hipotezi desteklemektedir.

SPOP mutasyonu genomik olarak stabil bir prostat kanseri alt tipiyle ilişkilidir.

Genellikle ERG füzyonlarıyla karşılıklı dışlayıcı (mutually exclusive) bir yapıda bulunur. Bazı

çalışmalarda (örneğin Barbieri ve ark., Nat Genet 2012) daha iyi prognozla ilişkilendirilmiştir.

SPOP mutasyonlu prostat kanserlerinin, genetik olarak daha stabil olduğu ve androjen

deprivasyon tedavisine (ADT) daha duyarlı olduğu bilinmektedir. CSMD3 mutasyonu ise olası

tümör baskılayıcı (supresör) bir gen olarak kabul edilir. Bazı veri kümelerinde yüksek tümör

mutasyon yükü ve immün baskılanma ile korelasyon göstermiştir. Prognostik etkisi henüz

netleşmemiştir. SPOP ve CSMD3 mutasyonlarının yüksek anöploidi grubunda anlamlı

şekilde daha sık görülmesi, mutasyon taşıyan gruplarda daha iyi sağkalım sonuçları

saptanmış olması, bu mutasyona sahip tümörlerin yüksek anöploidi tümörler içerisinde ayrı

bir moleküler alt tipi temsil ediyor olabileceğini düşündürmektedir.

Her anöploid tümör aynı değildir. Bazı mutasyonlar, genomik kaosun ortasında

biyolojik olarak farklı alt gruplar tanımlar. Bu grupları keşfetmek; tümör davranışını

öngörmemize, tedaviyi kişiselleştirmemize, prostat kanserini sınıflandırma biçimimizi yeniden

düşünmemize yardımcı olabilir. TP53 mutasyonları, prostat kanserinde BRCA mutasyonlarına benzer şekilde genomik instabilitenin belirteci olarak değerlendirilmelidir. Tanı anında saptanması, prognoz

öngörüsünü kolaylaştırabilir ve DNA hasarı temelli tedaviler için yol gösterici olabilir.

Yaptığımız analizde, TP53 mutasyonları yüksek anöploidi ile güçlü bir şekilde ilişkilendirildi.

Bu bulgu, TP53-mutant prostat kanserlerinin genomik olarak dengesiz bir alt grup

oluşturabileceğini düşündürmektedir. Tıpkı BRCA mutasyonlu kanserlerde PARP

inhibitörlerinin kullanılması gibi, TP53 mutasyonları da benzer terapötik yaklaşımlar için

hedef olabilir. Bu, kişiselleştirilmiş tedavi olanaklarının kapısını aralamaktadır. TP53

mutasyonları, güçlü bir genomik instabilite belirteci olarak düşünülebilir ve risk sınıflamasında

yer alabilir. Bu çalışmada gerçekleştirdiğimiz in silico analiz, prostat kanserinde genomik

instabiliteye dair anlayışın derinleşmesine katkı sağlayabilir. Bu bulgular, daha yüksek

genomik instabiliteye sahip, belirgin bir moleküler prostat kanseri alt tipine işaret ediyor

olabilir. Bu bulguların klinik karşılığının netleşebilmesi için fonksiyonel düzeyde ileri

çalışmalar gerekmektedir.

 

 

              Kaynaklar

1. Peng Y, Song Y, Wang H. Systematic Elucidation of the Aneuploidy Landscape and

Identification of Aneuploidy Driver Genes in Prostate Cancer. Front Cell Dev Biol. 2022 Jan

21;9:723466. doi:10.3389/fcell.2021.723466

2. Lakhani AA, et al. Aneuploidy in human cancer: new tools and perspectives. Trends

Genet. 2023 Dec;39(12):e1–e2, 889–980.

3. Stopsack, K. H., et al. (2019). Aneuploidy drives lethal progression in prostate cancer.

Proceedings of the National Academy of Sciences, 116(23), 11390–11395.

https://doi.org/10.1073/pnas.1902645116

4. Blattner M, Liu D, Robinson BD, Huang D, Poliakov A, Gao D, Nataraj S, Deonarine LD,

Augello MA, Sailer V, Ponnala L, Ittmann M, Chinnaiyan AM, Sboner A, Chen Y, Rubin MA,

Barbieri CE.

SPOP mutation drives prostate tumorigenesis in vivo through coordinate regulation of

PI3K/mTOR and AR signaling. Cancer Cell. 2017 Mar 13;31(3):436–451.

doi:10.1016/j.ccell.2017.02.004

5. Barbieri CE, et al. Exome sequencing identifies recurrent SPOP, FOXA1 and MED12

mutations in prostate cancer. Nat Genet. 2012 May 20;44(6):685–689. doi:10.1038/ng.2279

6. Davoli, T., Uno, H., Wooten, E. C., & Elledge, S. J. (2017). Tumor aneuploidy correlates

with markers of immune evasion and with reduced response to immunotherapy. Science,

355(6322), eaaf8399. doi.org/10.1126/science.aaf8399

7. The Cancer Genome Atlas (TCGA), Pancancer Atlas