Transperineal ve Transrektal Prostat Biyopsilerinin Tanısal Performans ve Komplikasyon Açısından Karşılaştırılması: Tek Merkez Deneyimi


Creative Commons License

Özer M. S., Sevgi B., Karabacak C. A., Sarıkaya A. E., Şen V., Bozkurt O.

17. ÜROONKOLOJİ KONGRESİ, Antalya, Türkiye, 5 - 09 Kasım 2025, ss.178-181, (Tam Metin Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Antalya
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.178-181
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • Dokuz Eylül Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Transperineal ve Transrektal Prostat Biyopsilerinin Tanısal Performans ve Komplikasyon Açısından Karşılaştırılması: Tek Merkez Deneyimi Muhammed Selçuk Özer, Baran Sevgi, Can Ahmet Karabacak, Ege Sarıkaya, Volkan Şen, Ozan Bozkurt Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı, İzmir Amaç: Prostat kanseri tanısında kullanılan transrektal (TR) ve transperineal (TP) biyopsi yöntemlerinin tanısal verimlilik ve komplikasyon oranlarını karşılaştırmayı, ayrıca PSA düzeyleri, prostat hacmi, PSA dansitesi ve MRG bulgularına göre alt gruplarda elde edilen sonuçları değerlendirmeyi amaçladık. Materyal-Metod: Haziran 2023 – Haziran 2025 tarihleri arasında kliniğimizde prostat biyopsisi yapılan toplam 428 hasta retrospektif olarak incelendi. Bu dönemde 319 hastaya TR, 109 hastaya ise TP biyopsi uygulandı. Hastalar klinik ve radyolojik parametrelere göre PSA (<10, 10–20, >20 ng/mL), prostat hacmi (<30, 30–80, >80 cc), PSA dansitesi (<0,15 ve >0,15) ve mpMRI bulgularına (PI-RADS 1–3 vs. 4–5) göre alt gruplara ayrılarak pozitif kor sayısı, pozitif kor yüzdesi, stromal/diğer doku varlığı ve komplikasyon oranları karşılaştırıldı. Bulgular: Klinik olarak anlamlı prostat kanseri saptanma oranları TP ve TR biyopsiler arasında benzerdi (sırasıyla %27,5 ve %28,5; p=0,473). İşlem sonrası komplikasyon oranı TR grubunda %6,9 iken TP grubunda komplikasyon izlenmedi (p=0,001). Stromal kor sayısı ve stromal kor yüzdesi TP grubunda anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p=0,046 ve p=0,020). PSA >20 ng/mL olan hastalarda TR biyopsilerde pozitif kor sayısı ve yüzdesi TP’ye göre daha yüksek bulundu (p=0,019 ve p=0,030). Prostat hacmi <30 cc olan olgularda TP biyopsilerde stromal doku oranı belirgin olarak yüksekti (p=0,028 ve p=0,016), prostat hacmi 30–80 cc aralığında ise TR biyopsilerde pozitif kor sayısı daha yüksek saptandı (p=0,022). PSA dansitesi >0,15 olan hastalarda TR grubunda pozitif kor sayısı daha yüksek bulunurken (p=0,012), TP grubunda stromal kor oranı daha fazla idi (p=0,035 ve p=0,017). mpMRI’de PI-RADS 4–5 lezyonu olan hastalarda ise iki yöntem arasında anlamlı fark saptanmadı. Stromal doku oranının TP grubunda daha yüksek bulunmasının, bu yöntemin kliniğimizde yalnızca son bir yıldır uygulanıyor olması ve öğrenim sürecinin etkisiyle ilişkili olabileceği düşünüldü. Sonuç: TP biyopsi yöntemi komplikasyon açısından TR’ye belirgin üstünlük sağlamaktadır. Ancak bazı alt gruplarda TR biyopsilerde pozitif kor sayısı daha yüksek bulunmuş, TP biyopsilerde ise özellikle küçük prostat hacmi ve yüksek PSA dansitesi olan olgularda stromal doku oranı artmıştır. Her iki yöntem de klinik olarak anlamlı prostat kanseri tanısında benzer başarıya sahip olup, hasta güvenliği açısından TP biyopsinin avantajlı olduğu görülmektedir.