Üst Üriner Sistem Ürotelyal Karsinomunda Nefroüreterektomi Sonrası Mesane Nüksünü Belirleyen Faktörler


Creative Commons License

Karabacak C. A., Özer M. S., Sinirsiz C., Şen V., Bozkurt O., Çelebi İ.

17. ÜROONKOLOJİ KONGRESİ, Antalya, Türkiye, 5 - 09 Kasım 2025, ss.547-548, (Tam Metin Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Antalya
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.547-548
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • Dokuz Eylül Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Amaç: Üst üriner sistem ürotelyal karsinomu nedeniyle radikal nefroüreterektomi uygulanan hastalarda, postoperatif dönemde %22–47 oranında mesane tümörü nüksü bildirilmektedir. Risk gruplarının belirlenmesi, mesane nüksü açısından yakın takip gerektiren hastaların erken dönemde tanınmasına olanak sağlayacaktır. Elde edilecek veriler, postoperatif izlem sıklığı ve yöntemi konusunda klinik rehberlerin geliştirilmesine katkı sunabileceği gibi, mesane nüksünü önleyici stratejilerin planlanmasına da temel oluşturabilir. Bu nedenle nefroüreterektomi sonrası mesane tümörü nüksünü öngörebilecek klinik, patolojik ve demografik faktörler değerlendirilmeyi amaçladık. Materyal-Metod: Ocak 2012- Ocak 2024 tarihleri arasında üst üriner sistem ürotelyal karsinomu tanısı veya ön tanısı ile radikal nefroüreterektomi (RNU) uygulanan toplam 97 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik verileri ile preoperatif alınan sitoloji, preoperatif tanısal üreteroneskopi (URS) yapılma durumu, tümörün lokalizasyonu, tümör multifokalitesi, eşlik eden hidroüreteronefroz, eş zamanlı mesane kanseri varlığı ve takip süresince gelişen mesane tümörü nüksü değerlendirildi. Bulgular: Hastaların ortanca yaşı 69 (min-max 34 –90) olarak hesaplandı. Hastaların %70,1 erkek, %29,9’u kadındı. En sık rastlanan evre T1 yüksek dereceli ürotelyal karsinom olup 26 hastada (%26,8) tespit edildi (Tablo 1). 26 hastada (%27,8) RNU sonrası mesane tümörü nüksü gözlendi. Ameliyat öncesi idrar sitoloji alınan 35 hastanın değerlendirilmesinde, sitoloji pozitif olan hastaların %50’sinde mesane nüksü saptanırken, sitoloji negatif hastalarda bu oran %30,4 olarak gözlendi. Ancak, bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p = 0,220) (Tablo 2). Preoperatif tanısal URS yapılan hastaların %32,5’inde, URS uygulanmayanların ise %22,8’inde mesane tümörü nüksü tespit edildi ve bu fark anlamlı değildi (p = 0,289) (Tablo 2). Tümörün lokalizasyonu ve multipl tümör varlığı açısından iki grup arasında anlamlı farklılık izlenmedi. Nefroüreterektomi ile eş zamanlı mesane tümörü bulunan hastalarda mesane nüksü oranı %50 iken, olmayanlarda bu oran %16,4 olarak gözlendi ve istatistiksel anlamlı fark olduğu görüldü (p = 0,001) (Tablo 2). Hidronefroz varlığı, sigara kullanımı ve cinsiyet ile mesane nüksü arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (Tablo 2). Sonuç: Radikal nefroüreterektomi sonrası mesane tümörü nüksü hastalarda sık görülen bir durum olmakla birlikte, çalışmamızda eş zamanlı mesane tümörü varlığının mesane nüksü açısından en önemli risk faktörü olduğu saptandı. Risk faktörlerini tanımlamak adına prospektif ve daha fazla hasta sayısı içeren çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.