Goldziher, Nöldeke ve Jeffery’de Kıraat Farklılıklarının Kâtip Hatası Olduğu İddialarının Eleştirisi
Hitit ilahiyat dergisi, cilt.25, sa.1, ss.372-393, 2026 (ESCI, Scopus, TRDizin)
- Yayın Türü: Makale / Tam Makale
- Cilt numarası: 25 Sayı: 1
- Basım Tarihi: 2026
- Doi Numarası: 10.14395/hid.1865916
- Dergi Adı: Hitit ilahiyat dergisi
- Derginin Tarandığı İndeksler: Emerging Sources Citation Index (ESCI), Scopus, Arab World Research Source, Central & Eastern European Academic Source (CEEAS), Directory of Open Access Journals, TR DİZİN (ULAKBİM), Academic Search Ultimate (EBSCO)
- Sayfa Sayıları: ss.372-393
- Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
- Dokuz Eylül Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Kur’an-ı Kerim’in nüzulünden mushaflaşmasına kadar geçen tarihsel süreç, İslam ilim geleneğinde titizlikle ele alınan en temel meselelerin başında gelmektedir. Birçok tartışmayı barındıran bu zaman dilimi, vahyin metnin imlası ile şifahi okunuşu arasındaki ilişkisi, kıraat farklılıkları ve lehçe çeşitliliği ekseninde zengin bir literatür oluşmasına zemin hazırlamıştır. Ancak Kur’an metnindeki kıyasi dil kurallarına aykırı görünen bazı ibarelerin varlığı ve klasik kaynaklarda nakledilen lahn veya kâtip hatası rivayetleri, modern dönemde daha farklı bir boyuta taşınmıştır. Özellikle Ignác Goldziher, Theodor Nöldeke ve Arthur Jeffery gibi önde gelen oryantalist isimler, bu tür rivayetleri ve kıraat varyantlarını Kur’an’ın otantikliğine gölge düşüren ve metnin beşerî müdahalelerle şekillendiğini savunan teorilerine dayanak yapmışlardır. Bu oryantalistler bazı ayetlerdeki kıraat farklılıklarını, metnin istinsahı sırasında kâtiplerin dikkatsizliği sonucu ortaya çıkan yazım yanlışlarını düzeltme çabası olarak okumuşlardır. Araştırmanın odaklandığı temel problem, bu oryantalistlerin Kur’an’da kâtip hatalarının varlığını temellendirirken morfolojik ve sentaktik farklılıkları modern metin tenkidi kategorileri içinde yorumlayıp erken dönem şifahi aktarımın işleyişini, kıraat ilminin isnad merkezli doğrulama metodunu ve Arap dilinin erken dönem dilsel imkânlarını analitik çerçeveye yeterince dâhil etmemeleri ve kâtip hatası iddiasını metodolojik olarak genelleştirilebilir bir hüküm hâline getirmeleridir. Bu yaklaşım, kıraat farklılıklarını yanlış yazım lehine doğrudan delil olarak okuma sorununa yol açmaktadır. Bu nedenle araştırmanın temel amacı, Goldziher, Nöldeke ve Jeffery’nin kâtip hatası olarak niteledikleri spesifik iddiaları, klasik Arap dili kuralları ve kıraat ilminin metodolojisi ışığında yeniden değerlendirmektir. Çalışmada hata olduğu ileri sürülen hususların iddia edildiği gibi istinsah kusuru mu, yoksa zengin bir sözlü geleneğin luğavî antropolojisi ve dilsel varyantların yazıya yansıması mı olduğu hususu derinlemesine sorgulanmaktadır. Ulusal literatürde kâtip hataları ve lahn meselesini ele alan çalışmalar bulunmakla birlikte, bu araştırma söz konusu oryantalist yaklaşımları ve ileri sürdükleri kâtip hatası iddialarını klasik kıraat geleneği, Arap dili verileri ve mushaf tarihi çerçevesinde değerlendirmekte, bu yolla onların metin anlayışlarının ve epistemolojik konumlarının hangi varsayımlara dayandığını çözümlemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca çalışma, oryantalistlerin iddialarını klasik Arap dil ekollerinin teknik izahlarını, erken dönem Arap şiirini ve son dönem batı literatürünün dilsel çözümlemelerini kıraat ilminin verileriyle karşılaştırarak analiz etmesiyle alan yazınındaki boşluğu güncellemeyi de hedeflemektedir. Araştırma, modern metin tenkidi yaklaşımlarının İslami metin geleneğine uygulanmasında ortaya çıkan anakronik sorunlara dikkat çekerek literatüre katkı sunmaktadır. Literatür taraması ve karşılaştırmalı analiz yöntemlerinin kullanıldığı bu araştırmada, öncelikle oryantalistlerin eserlerinde kâtip hatası olarak aktardıkları ayetler ışığında spesifik örnekler tespit edilmiştir. Söz konusu ayetlerin kıraat disiplini içerisindeki filolojik yapısı irdelenmiş, kâtip hatası addedilen okuyuşların disipliner tutarlılığı rivayetler ışığında izah edilmiştir. Ardından bu iddiaların dayanağını oluşturan Hz. Aişe ve Hz. Osman’a nispet edilen rivayetler, sened ve metin tenkidi bakımından değerlendirilmiş, söz konusu rivayetlerin hem iç tutarlılık hem de delil değeri açısından oryantalist iddiaları destekleyecek düzeyde tarihsel bir kesinlik üretmediği sonucuna varılmıştır. İddia konusu olan ayetlerdeki gramatik yapılar Sîbeveyhi, Ferrâ ve Zeccâc gibi klasik dilcilerin eserleri ve erken dönem Arap şiirinden örneklerle mukayese edilerek analitik bir süzgeçten geçirilmiştir. Ayrıca geleneksel oryantalist yaklaşımlar, Marijn van Putten gibi çağdaş araştırmacıların Hicaz Arap dili ve erken dönem mushaf paleografisine dair sunduğu güncel filolojik bulgular ışığında test edilerek söz konusu iddiaların modern dilbilimsel veriler karşısındaki geçerliliği sorgulanmıştır. Sonuç olarak, oryantalistlerin kâtip hatası olarak niteledikleri kullanımların büyük bir kısmının bağlamdan ve geleneksel Arap dil sisteminden kopuk bir okumanın ürünü olduğu tespit edilmiştir. Hata olarak gösterilen yapıların, erken dönem Arap toplumundaki dil/lehçe kullanım çeşitliliğinin bir yansıması veya hitabın anlamını güçlendirmeyi amaçlayan medh/zemm ve ihtisas gibi belagat üslupları olduğu ortaya konulmuştur. Ayrıca dilcilerin kıraatleri kurtarmak amacıyla sonradan kurallar icat ettiği yönündeki oryantalist tezin, erken dönem Arap lehçelerinin düzenliliğini ortaya koyan modern filolojik veriler karşısında geçerliliğini yitirdiği sonucuna ulaşılmıştır.
The historical process extending from the revelation of the Qur’ān to its compilation in the form of the muṣḥaf constitutes one of the most rigorously examined subjects within the Islamic scholarly tradition. This period generated a rich literature focusing on the relationship between written orthography and oral recitation, qirā’āt differences, and dialectal diversity. However, the presence of certain expressions in the Qur’ānic text that appear to conflict with analogical grammatical rules, together with early reports concerning laḥn or alleged scribal errors, has been reinterpreted in a markedly different manner in modern scholarship. In particular, Ignác Goldziher, Theodor Nöldeke, and Arthur Jeffery employed such reports and qirā’āt variants to support theories questioning the authenticity of the Qur’ān and asserting that the text was shaped through human intervention. These scholars frequently interpreted qirā’āt differences as corrective efforts addressing scribal mistakes allegedly arising during the process of transcription. The core problem addressed in this study is that, in substantiating the claim that the Qur’ān contains scribal errors, these orientalists interpret morphological and syntactic differences primarily through the categories of modern textual criticism, while failing to adequately integrate the mechanics of early oral transmission, the isnād-based validation method of the qirā’āt discipline, and the linguistic possibilities of early Arabic into their analytical framework —thereby rendering the scribal error thesis methodologically generalizable. This approach increases the risk of treating qirā’āt differences as direct evidence in favor of faulty writing. Accordingly, the principal aim of the study is to reassess the specific claims that Goldziher, Nöldeke, and Jeffery characterize as scribal errors in light of classical Arabic grammatical reasoning and the internal methodology of qirā’āt. In doing so, it examines in depth whether the disputed cases are, as alleged, defects of istinsākh (copying), or rather reflections of the linguistic anthropology of a robust oral milieu and the inscription of legitimate variation into writing. Although studies addressing the issue of scribal errors and laḥn exist in Turkish literature, this study evaluates orientalist approaches and their claims of scribal error within the framework of the classical qirā’āt tradition, Arabic linguistic data, and the history of the muṣḥaf. In doing so, it seeks to analyze the underlying assumptions that shape their textual conception and epistemological positioning. Furthermore, by examining these claims through a comparative engagement with the technical explanations of classical Arabic linguistic schools, evidence from early Arabic poetry, and linguistic analyses in modern Western scholarship, alongside the data of the qirā’āt discipline, the study aims to update and refine an existing gap in the field. In doing so, it highlights the anachronistic problems that arise when modern textual criticism is applied to the Islamic textual tradition without sufficient contextual awareness. Methodologically, the study employs literature review and comparative analysis. Qur’ānic verses cited in orientalist works as examples of scribal error are first identified and then analyzed within the philological framework of qirā’āt. Narrations attributed to ‘Ā’isha and ‘Uthmān, frequently invoked in support of these claims, are examined through isnād and textual criticism. The grammatical structures in question are further evaluated through comparison with the works of classical linguists such as Sībawayh, al-Farrā’, and al-Zajjāj, as well as with examples from early Arabic poetry. Additionally, traditional orientalist assumptions are tested against contemporary philological research on Hijāzī Arabic and early mushaf paleography. The findings demonstrate that many usages identified as scribal errors are the result of readings detached from their linguistic and contextual framework. Structures deemed erroneous are shown to reflect early Arabic usage diversity or rhetorical devices such as madḥ, dhamm, and ikhtisās. Moreover, the narrations attributed to ‘Ā’isha and ‘Uthmān lack the historical certainty required to substantiate orientalist theses. Finally, the claim that grammarians later invented rules to salvage problematic readings is rendered implausible by modern philological evidence demonstrating the systematic nature of early Arabic dialects.