Eğitimde Yapay Zekâ: DİSİPLİNLER ARASI BİR BAKIŞ
Gece Kitaplığı, Ankara, 2026
- Yayın Türü: Kitap / Araştırma Kitabı
- Basım Tarihi: 2026
- Yayınevi: Gece Kitaplığı
- Basıldığı Şehir: Ankara
- Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
- Dokuz Eylül Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Ön Söz
Yapay zekânın ilk tohumlarının 1956 Dartmouth Konferansı’nda atıldığını kabul edersek, o günden bugüne uzanan yolculuğunda, şunu net biçimde ifade etmek gerekir: Yapay zekâ, artık yalnızca bilgisayar bilimlerinin bir çalışma sahası değil, eğitim alanının da en tartışmalı ve kaçınılmaz biçimde dönüştürücü unsurlarından biri hâline gelmiştir. Peki, yapay zekâ nedir? Kabaca tanımlamak gerekirse, bilgisayarların akıl yürütme, problem çözme, anlam çıkarma ve karar verme gibi üst düzey bilişsel becerileri sergilemesine yapay zekâ denir. Bu tanım, eğitimde bugün dört temel öğeyi yeniden şekillendirmektedir. Bunlar; öğrenci, öğretmen, müfredat ve eğitim ortamıdır. Bu dönüşüm, yalnızca sınıf içi pratikleri değil, aynı zamanda yaygın kullanılan öğrenme kuramlarını, ölçme-değerlendirme yaklaşımlarını ve hatta eğitimin felsefi temellerini de sorgulatmaktadır. Bugün gelinen noktada, 1958’de Atatürk Üniversitesi’nde bir konferansta Cahit Arf tarafından dile getirilen “Makineler düşünebilir mi? Ve nasıl düşünebilir?” sorusunun yerini, “Makineler daha iyi nasıl öğrenir ve onlarla birlikte nasıl öğreniriz?” sorusu almıştır.
Bu kitap, yapay zekânın eğitimde çok boyutlu etkisini farklı branşlar çerçevesinde ele almayı amaçlamaktadır. Fen bilimlerinden matematik eğitimine, İngilizce öğretiminden okul öncesine, coğrafyadan tarih eğitimine, Türk dili ve edebiyatından sosyal bilgilere ve öğretmen eğitimine uzanan geniş bir yelpazede her bölüm, kendi alanının güncel sorunlarını, yapay zekânın alandaki tarihsel gelişimini, yapay zekâya ilişkin araştırma eğilimlerini ve yaygın kullanılan yapay zekâ araçlarını mercek altına almaktadır. Yazarlar, yapay zekânın sunduğu fırsatları ve beraberinde getirdiği sınırlılıkları, etik kaygıları ve pedagojik dönüşümleri kendi disiplinlerinin gerçekliği içinde tartışmaktadır. Ayrıca yapay zekâya ilişkin gelecek öngörüleri de ilgili bölümlerin sonunda yer almaktadır.
Bölümler incelendiğinde, yazarların değerlendirmelerine göre yapay zekânın şu an için eğitimdeki rolünün üç temel eksende toplandığı görülmektedir. Bunlardan ilki, “öğrenme ve öğretme süreçlerinin doğrudan desteklenmesi”dir. Büyük dil modelleri, uyarlanabilir öğrenme sistemleri, akıllı öğretim sistemleri ve sohbet robotları, öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarına göre şekillenebilen içerikler sunmakta, anlık geri bildirim sağlamakta ve öğrenme sürecini önceki deneyimlerle kıyaslanamayacak şekilde daha etkileşimli hâle getirmektedir. İkincisi, “öğretmenin rolünün dönüşmesi”dir. Bilgi aktarıcısı olmaktan çıkan öğretmen -bu yaklaşım yeni olmasa da çoğunlukla teoride kalmıştır- yapay zekâ ile birlikte uygulamada da değişmek zorunda kalmıştır. Öğretmen, artık rehber, tasarımcı ve öğrenme ortamlarının yöneticisi konumuna evrilmektedir. Üçüncüsü ve belki de en kritik dönüşüm, “etik ve pedagojik sorumluluklar”dır. Veri gizliliği, algoritmik önyargı, akademik dürüstlük ve insan dokunuşunun korunması, bu teknolojilerin eğitime entegrasyonunda göz ardı edilemeyecek temel meselelerdir.
Yapay zekânın eğitimde, kendinden önceki teknolojilerin maruz kaldığı türden bir “yara bandı” muamelesi görmesi artık söz konusu değildir. Bu bağlamda yapay zekâ, bizim için öğrenme kültürünü dönüştürme ve yeniden inşa etme potansiyeline sahip stratejik bir ortak olarak konumlanmalıdır. Tarihsel süreçte telegraftan akıllı tahtaya, sanal gerçeklikten artırılmış gerçekliğe kadar birçok teknoloji eğitimde denenmiş ve çoğu zaman beklentilerin gerisinde kalmıştır. Sonuçta eğitim, Sokrates’ten günümüze kadar çok değişmeden, öğretmen-öğrenci-soru üçgeninde sadece belirli materyaller eklenerek devam etmiştir. Ancak yapay zekâ, önceki teknolojilerden farklı olarak yalnızca bilgiye erişimi kolaylaştırmakla kalmamakta; aynı zamanda öğrenci ve öğretmen açısından bilginin üretilme, paylaşılma ve değerlendirilme biçimini de dönüştürmektedir. Bu yönüyle yapay zekâ, eğitim sistemlerini bilgi ve içerik tabanlı yaklaşımdan çıkararak öğrenci merkezli, esnek ve sürece dayalı değerlendirme içeren bir yapıya evrilmesinde belirleyici bir rol oynayacağı söylenebilir.
Bu kitap, yapay zekânın eğitimde farklı alanlarda bugünkü durumunu ve gelecekteki yönelimlerini bir bütün olarak anlamak, öğretmenlere, akademisyenlere ve politika yapıcılara disiplinler arası bir bakış açısı sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Her bölüm, kendi alanının dinamikleri içinde yapay zekânın nerede durduğunu, hangi araçların kullanıldığını ve ne tür pedagojik dönüşümlerin yaşandığını güncel alanyazın bağlamında ortaya koymaktadır. Elbette bu dönüşümün nerede ve ne şekilde sonlanacağı, teknolojinin kendisinden çok, onu nasıl anlamlandırdığımız ve hangi pedagojik amaçlarla kullandığımızla ilgili olacaktır.
Son olarak, geleceğin eğitim sistemlerinde belirleyici olanın yapay zekânın gelişme düzeyine değil, eğitimcilerin bu teknolojiyi ne ölçüde eleştirel, etik ve pedagojik bir bilinçle kullanabilmelerine bağlı olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Kitabın, bu bilincin oluşmasına ve yapay zekânın eğitimde daha adil, erişilebilir ve insan merkezli bir araç olarak konumlanmasına katkı sunmasını diliyoruz.
30/09/2026 Doç. Dr. Kürşat ARSLAN