Medeniyetçi Popülizm ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Üyeliği


Saylan İ.

Siyasi İlimler Türk Derneği, V.Ulusal Siyaset Bilimi Kongresi, Adana, Turkey, 19 - 20 September 2026, pp.1, (Summary Text)

  • Publication Type: Conference Paper / Summary Text
  • City: Adana
  • Country: Turkey
  • Page Numbers: pp.1
  • Dokuz Eylül University Affiliated: Yes

Abstract

Popülist radikal sağ partiler günümüzde pek çok Avrupa ülkesinde iktidar ortağı ya da güçlü birer iktidar adayı konumundadır. 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de önemli başarılar elde eden bu partiler söylem ve politikalar açısından bazı farklılıklar göstermekle birlikte bir dizi ortak ideolojik özelliğe sahiptir.  Dolayısıyla tüm pragmatizmlerine karşın, bu partilerin mevcut yönetimlere ilişkin bir dizi eleştirisi ve iyi yönetim, iyi toplum konularında bir dizi ortak fikirleri bulunmaktadır. Bunlardan biri olan popülizm, yozlaşmış elitleri hedef alarak mevcut düzeni eleştirirken, erdemli halka da egemenliği geri kazanmayı ve gerçek demokrasi vaat etmektedir.  Siyaseti iyiler ve kötüler arasında bir mücadele alanı olarak gören popülist sağ ideoloji çoğulcu değil, otoriterleşmeye götüren çoğunlukçu bir siyaset anlayışına sahiptir. Popülist radikal sağın diğer önemli bileşeni ise aşırı bir milliyetçilik formu olan yerliciliktir. Dışlayıcı bir kimlik siyasetini beraberinde getiren yerlicilik söylemsel olarak üç farklı düzeyde inşa edilmektedir. Bunlardan ilki ve en bilineni, göçmen karşıtlığında kullanılan etnokültürel temelli homojen ulus tanımıdır. Buna göre, başta göçmenler olmak üzere her türlü yabancı unsur, ulusun kimliğine ve refahına bir tehdit olarak görülmektedir. Yerliciliğin diğer bir tezahürü ise kültür savaşlarında ortaya çıkmaktadır. Çelişkili gibi görünse de, homojen olduğu varsayılan ulus bu düzeyde yerli ve milli değerlere sahip olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayrılmaktadır. Popülistler bu şekilde toplumlarındaki kültürel fay hatları üzerinden kutuplaştırıcı bir siyaset yürütmektedirler. Yerliciliğin üçüncü boyutunu ise medeniyetçi kimlik tanımı oluşturmaktadır. Popülist radikal sağ partilere göre göçmenler, özellikle Müslüman göçmenler, sadece ulusal kimlikleri değil, Antik Yunan, Roma ve Hıristiyanlık değerleri ile kurumları üzerine inşa edilmiş Avrupa kimliğini de tehdit etmektedir.

Medeniyet ölçütü bu partiler için AB genişlemesi açısından da önem taşımaktadır. Farklı derecelerde AB şüphecisi olan ve ulusal egemenliğin restorasyonu adına AB’yi hükümetlerarası gevşek bir yapıya dönüştürmeyi hedefleyen bu partilerin çoğu, AB genişlemesini de bu amaçla desteklemektedir. Genişlemeye tamamen karşı çıkan birkaç örnek dışında, popülist radikal sağ partiler, genişleyen AB’de karar alma süreçlerinin zorlaşacağını; oybirliği gerektiren alanlarda oy çokluğuna geçilmesi yönünde yapılmak istenen reformların ise bu sayede imkânsız hale geleceğini hesaplamaktadır. Ancak popülist radikal sağ partiler bu denklemde dahi medeniyetçilik ekseninde Türkiye’nin AB’ye üyelik ihtimalini reddetmektedir.

Bu çalışma, medeniyetçi popülizm söyleminde Türkiye’nin ve Türkiye’nin AB üyeliği konusunun nasıl yer bulduğunu ve ana akım partilerin bu konudaki görüşlerini nasıl etkilediğini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, Almanya, Fransa, İtalya, Polonya, Macaristan ve Avusturya’dan popülist radikal sağ parti örnekleri incelenmektedir. Çalışmada birincil ve ikincil kaynaklardan yararlanılmakta ve niteliksel içerik analizi yöntemi kullanılmaktadır. AB’nin Türkiye ile üyelik müzakereleri 2018’den bu yana fiilen durmuştur. Popülistlerin yükselişi, Türkiye’nin üyeliğine karşı cephenin daha da genişlediğini göstermektedir. Özcü medeniyet söylemleri kullanarak Avrupa Kalesi’ni bir çözüm olarak sunan popülistler, dışlayıcı kimlik siyaseti yoluyla yalnızca Avrupa demokrasilerine zarar vermekle kalmamakta, AB’nin aday ülkelerde normatif temelli dönüşüm yaratma olanaklarını ve çabalarını da olumsuz etkilemektedir. Dolayısıyla, Türkiye’nin üyeliği bağlamında medeniyetçi popülist söylemin güç kazanması, Avrupalılığın gittikçe dışlayıcı bir şekilde tanımlanması ve AB’nin normatif bir güç olma iddiasından uzaklaşmasıyla da doğrudan bağlantılı olup, bu çalışmanın bu konudaki tartışmalara da katkı sağlaması beklenmektedir.