TRAM Flep ile Meme Rekonstrüksiyonu Sonrası Gelişen Pyoderma Gangrenosum, Olgu sunumu


Creative Commons License

Terzi M., Çakmak S., Ulukaya H. E., Çağlı H. B., Vayvada H., Yılmaz M.

Türk Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği 43. Ulusal Kurultayı , Antalya, Türkiye, 10 - 14 Kasım 2021, ss.69

  • Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
  • Basıldığı Şehir: Antalya
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.69
  • Dokuz Eylül Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

TRAM Flep ile Meme Rekonstrüksiyonu Sonrası Gelişen Pyoderma Gangrenosum, Olgu sunumu Merve Terzi, Süleyman Çakmak, Hüseyin Emre Ulukaya, Hasan Basri Çağlı, Haluk Vayvada, Mustafa Yılmaz Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı, İzmir Giriş: Meme rekonstrüksiyonu için çok çeşitli yöntemler mevcutken rekonstrüksiyonda abdominal pediküllü flebin kullanımı ilk olarak Millard tarafından 1976 yılında gerçekleştirilmiş. Zaman içinde farklı kişiler tarafından yapılan çalışmalarda geliştirilerek alternatif yöntemlerle TRAM flep ile meme rekonstrüksiyonu tanımlanmış. TRAM flep ile rekonstrüksiyon sonrası yağ nekrozu, flepte nekroz, enfeksiyon, donör alanda seperasyon gibi çok çeşitli komplikasyonlar görülmektedir. Pyoderma ganrenosum da otolog meme rekonstrüksiyonlarından sonra karşımıza çıkan bir komplikasyon olup ilk olarak 1908 yılında Louis-AnneJean Brocq tarafından benzer komponentlere sahip ülsere lezyonları olan vaka serisinde bahsedilmiş fakat terminoloji 1930 yılında Brunsting ve arkadaşları tarafından yayınlanan vaka serisi sonrası gerçekleşmiş. Pyoderma gangrenosum hala etyolojisi bilinmeyen bir nötrofilik dermatoz olup etkili, standart bir tedavisi bulunmamaktadır. Bu çalışmada TRAM flep ile meme rekonstrüksiyonu yapılan hastada gelişen pyoderma gangrenosum ele alınmaktadır. Olgu Sunumu: Kırk iki yaşında 3 gebelik 2 doğum toplamda 48 ay emzirme öyküsü olan hasta sol memede invaziv duktal karsinom nedenli sol modifiye radikal mastektomi sonrası meme rekonstrüksiyonu amacıyla tarafımıza başvurdu. Neoadjuvan, postoperatif kemoterapi, radyoterapi öyküsü olan hastaya aksiller diseksiyon da uygulanmış olup hasta tarafımıza başvurduğunda tamoksifen ve hipotiroidi nedenli levotiroksin kullanmaktaydı. Hastaya kontralateral pediküllü TRAM flep ile rekonstrüksiyon yapıldı. Postoperatif dönemde sorun izlenmeyen flep distalinde ve donör alan ‘T’ bölgesinde minimal ekimozu olan hasta drenleri çekilmesi ardından postoperatif 6. günde taburcu edildi. Hastanın postoperatif ilk poliklinik kontrolünde operasyondan sonraki 8. günde ateş yüksekliği ve sütür hatlarında minimal eritem saptandı. Belirgin enfektif bulgu saptanmayan hasta PCR ve akut faz reaktanları takibi ile sinüzit şüphesiyle kulak burun boğaz hastalıklarına danışıldı. Enfektif odak saptanamayan hasta antibiyoterapi devamı ile 2 gün sonra kontrole çağırıldı. Poliklinik kontrolünde flep distalindeki ekimozun hızla progrese olarak daha geniş alana yayılması, ülsere hale dönmesi, donör alanda T bölgesindeki nekrozun genişleyip ülserleşme eğiliminde olması üzerine hasta interne edilerek yakın takibe alındı. Lezyon sınırları çizilerek takibe alınan hastanın akut faz reaktanlarında artış, yüksek ateş ve lezyonlarında hızlı progresyon devam etmesi üzerine pyoderma gangrenosum ön tanısıyla hastaya steroid tedavisi ve geniş spektrumlu antibiyotik başlandı. Tanıyı desteklemek için biyopsi alındı. Steroid tedavisinin yaklaşık 24-48. Saatinde klinik yanıt alınarak progresyon durdu ve lezyonların yerini nekrotik plaklar almaya başladı. Biyopsi sonucu pyoderma gangrenosum olarak raporlanan akut faz reaktanları regrese olma eğiliminde olan hastanın ateş şikayeti de geriledi. Uygun yara bakımı ve antibiyoterapi ile takip edilen hastaya bir kez yatak başı, bir kez ameliyathanede debridman yapıldı. Operasyonda flep bir miktar serbestlenerek distaldeki defektli alanı örtmek için defekte ilerletildi. Flep inferior kısımdaki nekroz ve donör alan debridman sonrası primer kapatıldı. Takiplerinde sorun izlenmeyen hasta antibiyoterapisi stoplanması ve steroidin oral forma geçilmesi ardından taburcu edildi. Poliklinik takiplerinde hastanın steroid dozu kademeli azaltılarak kesildi, distaldeki granüle yarası uygun pansumanla sekonder iyileşme sürecine bırakıldı ve epitelizayon sağlandı. Tartışma: Pyoderma gangrenosum hızla progresyon gösteren bir hastalık olup majör cerrahi sonrası vakamızda olduğu gibi hastada sebebi açıklanamayan ateş, sütür hatlarında eritem gibi bulgular saptanması halinde akılda bulunması gereken bir komplikasyondur. Servis yatışında hastalarda sorun izlenmese dahil taburculuk sonrası yakın takip çok önemlidir. Pyoderma gangrenosum şüpheli vakalarda patolojik tanı olmadan kontraendikasyon yoksa hızla steroid tedavisi başlamak hastaların morbiditesinde ciddi bir azalma sağlamaktadır. Bu hastalarda komplikasyona sekonder yapılacak diğer cerrahi girişimler de hastalığı tetikleyebileceği, yara iyileşmesinde bozukluk olabileceği için mümkün olduğunca erken tanı koymak, erken-agresif cerrahiden kaçınmak çok önemlidir. Anahtar Kelimeler: TRAM, meme, Pyoderma Gangrenosum, Steroid