Malignite Şüphesi İle Tetkik Edilen Memede Piyoderma Gangrenozum Olgusu


Üstündağ Y., Talıbova A., Balcı D. D.

2. Temelden Pratiğe Dermatoloji ve Kozmetoloji Sempozyumu, İzmir, Türkiye, 18 - 21 Eylül 2025, ss.1-3, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: İzmir
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.1-3
  • Dokuz Eylül Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Amaç: Piyoderma gangrenozum ağrılı kutan ülserler ile karakterize inflamatuvar bir hastalıktır. Etiyolojide hematolojik maligniteler, romatolojik hastalıklar, inflamatuvar barsak hastalıkları olmakla birlikte idiopatik olarak da oluşabilmektedir. Burada memede malignite şüphesiyle tetkik edilip sonrasında piyoderma gangrenozum tanısı ile kolşisin tedavisine yanıt veren bir olgu bildiriyoruz.
Olgu: 40 yaşında kadın 1 aydır olan sağ memede ağrılı yaralar, kanlı akıntı nedeniyle tetkik edildiği genel cerrahi servisinden tarafımıza konsülte edildi. Özgeçmişinde derin ven trombozu dışında ek özellik yoktu. Hastanın 2013-2022 yıllarında benzer şikayetlerle araştırıldığı, malignite saptanmadığı, deri biyopsisinin Bowen olarak sonuçlandığı, debridman yapıldığı öğrenildi. Hasta, 2025'te şikayetlerinin tekrarladığını, 6 ay önce romatolojinin granülomatöz mastit ön tanısıyla prednizolon ile azatiyoprin başladığını belirtti. Hasta tedavi yanıtsızlığı üzerine 1 ay sonra dermatoloji servisine yatırıldı. Deri bakısında sağ memede areola ve çevresinde eritemli zeminde erozyolar, sfasel kaplı ülserasyonlar, bilateral alt kadranda hemorajik krustalar izlendi (Resim-1). Laboratuvar tetkiklerinde patoloji saptanmadı. Meme görüntülemeleri BIRADS-0 olarak yorumlandı ve bulguların cilt lezyonuna ait olduğu düşünülüp MRG değerlendirmesi önerildi. Meme MRG BIRADS-4 şeklinde sonuçlandı. Genel cerrahi tarafından tru-cut biyopsi önerilmesine rağmen girişimsel radyoloji, MRG’de kontrastlanmanın USG’de anlamlı bulgu oluşturmadığını ve inflamasyona sekonder olduğunu belirterek biyopsiyi gerek görmedi. Hastadan alınan punch biyopsi piyoderma gangrenozum şeklinde sonuçlandı. Malignite ve inflamatuvar barsak hastalıkları yönünden yapılan hematoloji ile gastroenteroloji taramalarında patoloji saptanmadı. Hastaya topikal fusidik asit+betametazon valerat ile takrolimus başlandı. Romatoloji tarafından 20 mg başlanan prednizolon, yanıtsızlık nedeniyle 40 mg’a yükseltildi. Eş zamanlı 2 gr/kg dozundan IVIG verildi. Prednizolon dozu düşürülen ve kontrolde yeni lezyonları olan hastanın kullandığı 25 mg prednizolon tedavisine 2x0,5 mg kolşisin eklendi. 1 ay sonra kontrolünde lezyonlarının epitelize olduğu izlendi, ağrı şikayetinin azaldığı ve yeni lezyonunun olmadığı öğrenildi (Resim-2). Takiplerinde yeni dökü izlenmeyen hasta 20 mg prednizolon ve 2x0,5 mg kolşisin ile halen izlenmektedir.
Sonuç: PG'nin meme yerleşimi, malignite başta olmak üzere memenin primer patolojilerini taklit edebilir. Ayrıca malignite tekrarlayan PG ile kendini gösterebilir. Bunun dışında literatürde cerrahi travma tarafından tetiklenebilen PG olguları mevcuttur. Meme ülserlerinin ayırıcı tanısında memenin primer neoplastik ve inflamatuvar patolojileri, sistemik hastalıklar ile beraber PG akılda tutulmalıdır. Bu vaka PG’nin altta yatan primer patolojiler açısından tarama yapılmasının ayırıcı tanı, tedavi yanıtı ile memenin fonksiyonel ve estetik bütünlüğü açısından önemini vurgulamaktadır.