Batı Anadolu Yeraltı Sularında Jeojenik Arsenik, Bor, Lityum ve Uranyum Zenginleşmesi: İçme Suyu Standartlarının Sınırlılıkları ve Sağlık Riski Temelli Bir Yaklaşım


Küçüksümbül A., Akar A. T., Tarcan G.

11. Uluslararası Katılımlı Jeokimya Sempozyumu , İstanbul, Türkiye, 13 - 15 Ekim 2026, ss.1-2, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: İstanbul
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.1-2
  • Dokuz Eylül Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

İçme suyu standartları halk sağlığının korunmasında temel karar araçlarıdır. Ancak tekdüze parametrik değerler, element zenginleşmesinin bölgesel jeolojik ve hidrojeolojik bağlamını ve epidemiyolojik kanıtları yeterince yansıtmayabilir. Bu çalışma, Söke-Nalbantlar ovaları, Bafa Gölü çevresi ve Kula–Selendi bölgesinden yayımlanmış yeraltı suyu verilerini; ölçülen derişimler, zenginleşmenin kökeni ve kanserojen olan/olmayan sağlık riskleri ile ulusal ve uluslararası referans değerler bakımından karşılaştırmalı olarak yeniden değerlendirmektedir. Sonuçlar üç sınırlılık ortaya koymuştur. Birinci sınırlılık, sağlık açısından önem taşıyan bazı elementlerin düzenleyici kapsama alınmamasıdır. Söke–Nalbantlar'da gnays kökenli ve kuyu derinliğiyle artan uranyum, içme sularında 90 µg/L'ye ulaşarak Dünya Sağlık Örgütünün 30 µg/L kılavuz değerinin yaklaşık üç katına çıkmaktadır. Türk standartlarında eşik belirlenmemiştir. Kula–Selendi'de 2,78 mg/L'ye ulaşan lityum, kanser dışı tehlike katsayısının (hazard quotient, HQ) 1’e eşit olduğu çalışmaya özgü tarama derişiminin (77 µg/L) yaklaşık 36 katıdır. İncelenen başlıca ulusal ve uluslararası içme suyu düzenlemelerinde lityum için parametrik veya kılavuz değer bulunmamaktadır. İkinci sınırlılık, bor için referans değerlerin farklı bilimsel ve risk yönetimi varsayımlarına göre belirgin biçimde ayrışmasıdır. Türkiye’de 1 mg/L olan limit değer; Dünya Sağlık Örgütünde 2,4 mg/L, güncel Avrupa Birliği düzenlemesinde genel olarak 1,5 mg/L ve jeolojik koşulların yeraltı suyunda yüksek bor oluşturduğu bölgelerde 2,4 mg/L, Kanada’da ise 5 mg/L’dir. Kula–Selendi yeraltı sularında bor derişimi 31,6 mg/L’ye ulaşmıştır. Yetişkinler için 2 L/gün su tüketimine dayanan maruz kalma senaryosunda HQ=1’e karşılık gelen çalışmaya özgü tarama derişimi 7,40 mg/L olarak hesaplanmıştır. Türkiye’nin borca zengin bölgelerinden elde edilen epidemiyolojik bulgulara göre, içme suyunda yaklaşık 29 mg/L’ye varan derişimlerde olumsuz üreme sağlığı etkisi bildirilmemiştir. Üçüncü sınırlılık, parametrik değer mevcut olsa bile zenginleşmenin kaynağının yanlış veya eksik tanımlanabilmesidir. Arsenik için 10 µg/L’lik küresel ölçekte kabul görmüş bir sınır değer olmasına karşın zenginleşmenin kökeni sahalar arasında değişmektedir. Arsenik kirlenmesi Bafa Gölü çevresinde jeotermal akışkan kaynaklıyken, Kula–Selendi’de yerel jeotermal sistemden ayrışan soğuk ve tatlı su kategorisindeki sedimanter akifer dolaşımıyla ilişkilidir. Bulgular, değerlendirmeye hidrojeolojik ve hidrojeokimyasal kavramsal model ve jeojenik– antropojenik kaynak ayrımıyla başlanması gerektiğini göstermektedir. Zenginleşmenin jeojenik olması sağlık riskini ve izleme gereksinimini ortadan kaldırmadığı gibi, yüksek derişimlerin kanıt olmaksızın sanayi, tarımsal faaliyet veya jeotermal deşarjlara doğrudan bağlanması da yanlış azaltım hedeflerine yol açabilir. Önerilen yaklaşım; kirlilik kaynağının tanımlanması, kullanım şeklinin belirlenmesi, gerçekçi maruz kalma senaryolarıyla riskin taranması ve elemente özgü izleme kararlarının üretilmesinden oluşan bir karar destek çerçevesi sunmaktadır.