Kent Güvenliği Gelişimi ve Felsefesi, Kamu Yönetiminde Güvenlik Yapılanması


Karaman Z. T.

III. Kentfor, Karaman , Karaman, Turkey, 7 - 09 September 2018, pp.1-8

  • Publication Type: Conference Paper / Full Text
  • City: Karaman
  • Country: Turkey
  • Page Numbers: pp.1-8
  • Dokuz Eylül University Affiliated: Yes

Abstract

KENT GÜVENLİĞİ GELİŞİMİ VE FELSEFESİ - KAMU YÖNETİMİNDE GÜVENLİK YAPILANMASI[1]

GİRİŞ
Güvenlik konusu tarihten bu yana yerleşimler ve insan faktörü ile birlikte değerlendirilen ve sürekli anlam yenilemesine uğrayan bir konudur. Kişilerin korkusuzca yaşayabildikleri emniyetli ortam anlamındaki kullanımı veya “temel anlamlandırması” değişmese de günümüze kadar zenginleşerek gelmiştir.
Örgütsel yapı ve mevzuat ilişkilendirilmesi içinde anlatılmaya başlanan “güvenlik” kavramı nüfus yoğunluğu açısından “kentlerin güvenliği” konusunu önemi nedeniyle öne çıkarmıştır. Özetle, kentlerin güvenliği, modern anlamda Atina Anlaşması(1933) ve Kentsel Şart(1992), ile ilişkilendirilebilir ise de, esasen tarihten bu yana dönemi itibariyle “yaşanabilirlik ilkesi” kent güvenliğinin sağlandığına yönelik temel gösterge olmuştur.
Kentsel altyapının kurulması ve bunun için gerekli denetim mekanizmalarının oluşturulması amacıyla 1933’de Atina’da toplanan Milletlerarası Modern Mimari Kongresi’nde yukarıda bahsedilen temel yerleşim ilkelerinin belirlendiği Atina Anlaşması, 1941 tarihinde imzalanmıştır.
Atina Anlaşmasında ortaya konulan ilkelerin Avrupa Kentsel Şartı (1992) ilkeleri ve önerileriyle örtüşmektedir. Kent algısını değerlendirebilmek ve bugünün kentlerine yönelik temel değerleri ortaya koyması açısından Atina Anlaşmasındaki ilkeleri anlamak önemlidir. Birinci Bölümdeki kent hakkındaki genel düşüncelere aşağıda yer verilmiştir.
1. Şehir, bölgeyi teşkil eden ekonomik, sosyal ve politik bir bütünün bir kısmından başka bir şey değildir.
2. Ekonomik, sosyal ve politik değerlerin yanında yer alan insan şahsiyetine bağlı psikolojik değerler, ferdi ve kolektif yönlerle ilgili kaygılardan ileri gelen çekişmeler içerisine sokulmuşlardır.
3. Bu psikolojik ve biyolojik temeller, çevreden etkilenmektedirler: Coğrafi ve topografik durum, ekonomik durum, politik durum. İlk olarak coğrafi ve topografik durum, unsurların niteliği, su ve toprak, tabiat, arazi ve iklim özellikleri gibi,
4. İkinci olarak, ekonomik durum. Bölgenin kaynakları, dışarı ile olan tabi veya suni temasları..
5. Üçüncü olarak, politik durum, yönetim sistemini ifade etmektedir.
6. Özel şartlar, tarih boyunca şehrin ayırt edici niteliklerini tayin ederler: Askeri savunma, ilmi buluşlar, ard arda gelen yönetim sistemleri, ulaştırma vasıtalarının (kara yolları, su yolları, demir yolları ve hava yolları) ve haberleşme imkânlarının gittikçe gelişmesi,
7. Şehirlerin gelişmesini yöneten sebepler, şu halde, devamlı olarak değişmektedirler.
8. Makine çağının başlaması, insan davranışlarında, insanların toprak üzerindeki dağılışında, ortaya koymuş oldukları kuruluşlarda son derece büyük bozukluklar meydana getirmiştir; makineleşmenin sağladığı hız sayesinde, şehirlere doğru olan dizginleşmemiş göçlerden ileri gelen yoğunlaşmalar, tarihte bir eşine rastlanmayacak derecede şiddetli ve evrensel bir gelişme Şehirler bir kaos hali içerisine girmişlerdir.  1941 yılında sonra 1992 yılında daha ileri düzeyde tanımlanmış Avrupa Konseyi, Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Anlaşmalarından Kentsel Şartı bir model olarak sunulmuştur.
               Avrupa Kentsel Şartı (1992)
Avrupa Kentsel Şartı, kentli hakları içinde değerlendirilmektedir. Hak kavramı içinde geliştirilmiştir. Kökleri, eski Yunan’a ve Roma Hukukuna dayanan ve hak kavramının temel başlangıcında öne çıkan insan ve doğa çevresi ile ahlak ilişkilendirmesi bugün uluslar arası düzenlemelerde sürekli tekrarlanan temel bir ilke haline gelmiştir.
Avrupa Kentsel Şartında yer alan konular şunlardır. Güvenlik ve suçların önlenmesi, Kirletilmemiş sağlıklı bir çevre, İstihdam, Konut, Ulaşım ve Dolaşım, Sağlık, Kentsel Alanlarda Spor ve Boş Zaman, Kentlerde Kültür, Kültürler Arası Kaynaşma, Kaliteli Bir Mimari ve Fiziksel Çevre, İşlevlerin Uyumu, Hemşehri Katılım, Kent Yönetimi ve Kent Planlaması , Kentlerde Ekonomik Gelişme, Sürdürülebilir Kalkınma, Erişilebilir, Kapsamlı, Kaliteli Mal ve Hizmet Sunumu, Doğal Zenginlikler ve Kaynaklar, Kişisel Bütünlük, Belediyeler Arası İşbirliği, Finansal Yapı ve Mekanizmalar, Eşitlik,
Listelenen bu konular,  görüldüğü gibi modern yaşamda, insan hayatının tüm yönlerinin kentsel mekânlar içinde sürdürülebilir kentler ve sürdürülebilir gelecek için yeniden gözden geçirilmektedir. Bu konulara gerek yönetenler gerekse yönetilenler yönüyle özen gösterilmemesi, “kent suçları” olarak tanımlanan toplumu ciddi olarak etkileyen, olumsuzluklara da neden gösterilmektedir. Avrupa Kentsel Şartı 2008 yılında güncelleştirilmiştir. Temel olarak yerel yönetimlerden kamu politikalarını uygularken etik değerleri dikkate alması, sürdürülebilir kalkınma ilkelerine dikkat edilmesi, kentlilerin karar süreçlerinde dikkate alınmasına yönelik olarak katılımcı demokrasinin uygulanması, bilgiye dayalı yerel yönetim anlayışı ile toplumsal sermayenin önemine dikkat çekilmektedir. Kuşkusuz kentlerin nüfus ve hizmet dengesi de bu çalışmaların içinde yer almaktadır. Ayrıca gözden geçirilen Kentsel Şart II (2008) içeriğinde Avrupa kentlerine ilişkin önceki yıllardaki yapılan çalışmalara da gönderme yapılmaktadır.  Kır ve kent bütünlüğüne önem verilmesi dikkati çeken konulardır.
Uluslararası çalışmalar içinde Birleşmiş Milletler her zaman kent ve güvenlik konularında dikkati çeken önemli zirve toplantı faaliyetleriyle öne çıkmaktadır.
Habitat I, (1976, Kanada, Vancouver,) Birleşmiş Milletlerin İnsan Yerleşimleriyle ilgili ilk konferansıdır. Ekonomik Gelişme, Sosyal Gelişme ve Çevresel Koruma temel ilkeleri üzerine oturtulmuştur. 4.9.1985 tarihli Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kararı ile evrensel nitelikli sekiz hak tanısı ortaya konulmuştur. Bu haklar sırasıyla; temel gereksinimlerin giderilmesi hakkı, güvenlik ve güven duyma hakkı, mal ve hizmetlerin serbestçe seçilmesi hakkı, bilgi edinme hakkı, sesini duyurma (temsil) hakkı ve sağlıklı bir çevreye sahip olma hakkıdır..Günün getirdiği koşullarda belirtilen bu haklara erişmeme veya olması gerektiği gibi sağlanmaması “bilgiye erişme, siber güvenlik gibi”, güvenli kent kavramı içinde  geliştirmiştir.
Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda Çevre ve Kalkınma konularında 27 temel ilkeden oluşan Rio Deklarasyonunun (1992); tek başına güvenlik olarak bir başlığı bulunmamakla birlikte bütün başlıkları güvenlik ile ilişkilendirilebilir. Bu ilkeler aşağıda yer almaktadır.
İlke 1- Sağlıklı Hayat Hakkı, İlke 2- Yetki Ve Sorumluluk , İlke 3- Kalkınma Hakkı İlke 4- Çevreyi Koruyarak Kalkınma, İlke 5- Yoksulluğun Giderilmesi, İlke 6- Gelişen Ülkelere Göre Öncelik, İlke 7- İşbirliği, İlke 8- Üretim-Tüketim- Nüfus, İlke 9- Bilgi Alışverişi, İlke 10- Bilgi Edinme Ve Katılım, İlke 11- Mevzuat Ve Standart İlke 12- Ekonomik İşbirliği, İlke 13- Sorumluluk Ve Tazmin, İlke 14- Atıklarda İşbirliği, İlke 15- İhtiyat Prensibi, İlke 16- Çevre Maliyetleri, İlke 17- Çevresel Etki Değerlendirmesi, İlke 18- Yardımlaşma, İlke 19- Danışma, İlke 20- Kadınların Katılımı, İlke 21- Gençliğe Önem, İlke 22- Yerel Halka Destek, İlke 23- Toplumlara Destek, İlke 24- Uluslararası Hukuka Saygı, İlke 25- Barış Ve Çevre, İlke 26- Anlaşmazlıkların Çözümü, İlke 27- İyi Niyet.
Habitat II (1996, İstanbul ) ,  İstanbul konferansının tanıtım sloganı , “6 Milyar Dünyalı, İstanbul’a geliyor” olarak hafızalarımıza kazınmıştır. İki ana teması “Herkese Konut ve Sürdürülebilir Yerleşimler” olarak belirlenmiş ve daha çok “demokratik” uygulamalar ile ilişkilendirilmiştir. Habitat toplantılarında geliştirilen göstergeler, en son Birleşmiş Milletler, Habitat III Konferansı Konut ve Sürdürülebilir Kentsel Kalkınma teması ile Ekvador’un Quito yerleşiminde, 17–20 Ekim 2016 tarihlerinde olgunlaştırılmıştır. Ülkelerin kendi ulusal raporlarını kamu, özel ve sivil (yönetişim) ortaklığı içinde hazırlamaları isteği, aktif katılım, çözümde ortaklık ve dayanışma refleksli politika ortaklığı (ortak akıl ve ortak adım) konusunun önemsendiğini göstermektedir. 
Aktif toplumsal-kentsel katılımı sağlamak amacıyla her ülkenin kendi konularını halk ile diyalog ve uzlaşarak belirlemesi; bilgileri toplayarak analiz etmesi; eylem planlarını yuvarlak masa toplantıları ile gözden geçirerek hazırlaması ve 1996 yılından bu yana gelişmeleri değerlendirmesi ve yerel sorunların giderilmesinde önceliklerde anlaşılarak eylem planlarının yapılması temel alınmıştır. Nüfusun yoksulluk ve yoksunluk göstergeleri ile dünyanın yaşanabilirliği birlikte değerlendirilmektedir. Nitekim Dünyanın nüfusu,  1802 yılında 1 milyar; 1996 yılında 6 milyar ve 2013 yılında ise 7 milyar olmuştur. 2020 yılında ise Dünya nüfusunun 8,3 milyar olması beklenmektedir. Başka bir ifadeyle Dünya nüfusu, son 50 yılda ikiye katlanmıştır. Dünya nüfusunun  %19’u Çin nüfusu olup, 1.366 milyon ile ilk sıradadır. Hindistan 1.251 milyon ile ikinci,  313 milyon ile ABD üçüncü sıradadır. Nüfus, yaşam kalitesi göstergeleri itibari ile “stratejik bir öneme” sahiptir.  ABD hizmet kalitesi itibariyle birinci sırada olacağı öngörülmektedir. Türkiye’nin nüfusu 31 Aralık 2016 tarihi itibarıyla 79 milyon 814 bin 871 kişi olarak belirlenmiştir. 2018 yılı itibariyle tahmini 81 milyona yükseldiği düşünülmektedir. İdari olarak Türkiye nüfusunun yaklaşık %92’si kentlerde yaşamaktadır. Bu duruma bağlı olarak, yerleşimin eylem planları temel kentsel gelişme ilkeleri üzerinden yapılmaktadır.
Habitat III Konferansında( 17, Ekim 2016, Ekvador, Quito) altı tematik alan ve 20 alt başlık (FAO, 2015) üzerinde çalışılmıştır. Bu temalar kentlerin yaşam kalitesi ve güvenlik konuları olarak aşağıda listelenmiştir.
1. Sosyal Uyum ve Yaşanabilir Şehirler
A. Kapsayıcı şehirler (Yoksulluğun Giderilmesi, Cinsiyet, Gençlik, Yaşlılık)
B. Göç ve kentsel bölgelerde mülteci olgusu
C. Güvenli Kentler
D. Kent Kültürü ve Mirası
2. Kentsel Altyapıları
E. Kentsel Kurallar ve Mevzuat
F. Kentsel Yönetişim
G. Belediye Finansmanı
3. Mekânsal Gelişme
H. Kentsel ve Mekânsal Planlama ve Tasarım
I. Kent Arazisi
J. Kırsal-kentsel bağlantılar
4. Kent Ekonomisi
K. Yerel Ekonomik Kalkınma
L. İş ve Geçim
M. Enformel Sektör/marjinal sektör
5. Kentsel Ekoloji ve Çevre
N. Kentsel Mukavemet, dayanıklılık
O. Kentsel Ekosistemler ve Kaynak Yönetimi
P. Kentler ve İklim Değişikliği ve Afet Risk Yönetimi
6. Kentsel Konut ve Temel Hizmetler
Q. Enerji dahil olmak üzere Kentsel Altyapı ve Temel Hizmetler,
R. Ulaşım ve Hareketlilik
S. Konut ve Gecekondu Artışı
T. Akıllı Şehirler(Smart cities)
Bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sağlıklı kentler anlatımı içinde,  nüfusun profilini kontrol etmek, arazi ve kent planlamasını, kalkınma ve kent ekonomisini içinde değerlendirmek ve konut ile temel hizmetleri yönetişim ve insan hakları, hukukun üstünlüğü ve etik/evrensel değerler ile birlikte düşünmek Habitat toplantılarının temel temasıdır. Belirtilen bu göstergeler içinde “kentsel mukavemet” kent güvenliği ile doğrudan ilişkili olduğu için öncelikle üzerinde durmak yerinde olacaktır.
Kentsel esneklik veya mukavemet, kentlerin yeni bir dizi yapı ve süreçler dizisi etrafında yeniden örgütlenmeden önce değişime tahammül etme derecesi olup, kentlerin ekosistemi ve beşeri faaliyetlerini/işlevlerini eş zamanlı olarak dengede tutabilme becerisine dayandığı[2] (Alberti ve diğerleri, 2003) ile kentsel mukavemet ilişkilendirilmiştir.

Bu tanım içinde yaşam kalitesi göstergeleri bir bütün olarak önem taşımaktadır. Fiziksel sistem olarak; temel kentsel altyapı hizmetleri ve iletişim altyapısı, Doğal Çevre ile ilgili Ekolojik Denge unsurları ki, İklim değişiklikleri ile bağlantılı,  Kirlilik, Karbon emisyonu Değerleri ve Kıyı Güvenliği gibi konuları içermektedir. Sosyo-kültürel ve ekonomik, politik, idari –kurumsal birçok faktör birbiriyle ilişkilidir. Acil durumlarda hareket edebilecek, risk ve kriz analizleri veya bütünleşik afet yönetimi yapılanması planlaması her yerleşim için önem taşımaktadır.
Yerleşimler, doğayı genelde olumsuz etkilemektedir. Ancak doğaya sahip çıkabilmek, kullanıcıların birlikte, bozmama için çalışmasıyla mümkündür. Kaynakların sürdürülebilir kullanımları, insan kaynaklı ve doğal ve/veya her ikisinin birlikteliğinden ciddi bir şekilde etkilenmektedir. Bu konu aynı zamanda güvenlikle de ilgilidir. Güvenlik nedir?
Birleşmiş Milletler Güvenlik Tanımına göre (1992, 1994); güvenlik sorunu için yavaş veya aniden ekonomik, doğal ve siyasi nedenlerle ortaya çıkabilen, günlük hayatın işleyişini bozan olgular güvenli olmayan ortamlar yaratmaktadır. Bu olgular tehlike yaratma anlamında birbirini etkileyebilen ve tetikleyebilen özelliğe sahiptir. Günümüzde güvenlik kavramı, sadece askeri değil, ekonomik güvenlik, doğal çevre güvenliği, enerji güvenliği, sınır güvenliği gibi devletin ülkesi ve milletiyle sürdürülebilirliğini sağlayan tüm değerleri içeren geniş bir kavram olarak değerlendirilmektedir. Güvenlik tehditleri yalnızca diğer sınır dışındaki devletler gibi klasik düşmanları değil aynı zamanda güç kullanarak şiddet yaratan, uyuşturucu kartelleri, suç örgütlerini de içerir. Doğal afetler ve ağır çevresel zararlar yaratan olaylar da güvenlik kapsamı içinde incelenmektedir.
Ulusal güvenliği sağlamak için yerleşimlerin stratejik altyapı ve üst yapı donatımlarını güçlendirici çalışmalar, toplumsal mukavemeti artırıcı ekonomik destek çalışmaları, sivil savunma ve afet ile acil durum yönetimine yönelik hazırlık çalışmaları, terörist saldırıların önlenmesine yönelik istihbarat çalışmaları, casuslukların tespiti, askeri faaliyetler benzeri çalışmalar önemli idari tedbirlerdir.

İnsan Güvenliği Komisyonu (CHS) yeni bir güvenlik paradigması ihtiyacının günün getirdiği koşullar nedeniyle ortaya çıktığını savunmaktadır.  Belirtilen konular, kentsel şart içinde yer alan konulardır. Bu konulara bütünleşik bakıldığı 1990’lı yılların başından itibaren artık, Kentsel Şart ilkelerine[3] güvenlik ilkeleri olarak bakılması önem taşımaktadır. İlk olarak; kronik ve kalıcı yoksulluktan etnik şiddete, insan kaçakçılığına, iklim değişikliğine, sağlık güvenliği koşullarından, uluslararası teröre ve ani ekonomik ve finansal gerilemelere kadar eski ve yeni güvenlik tehditlerinin karmaşıklığına ve birbiriyle olan ilişkisine yanıt olarak insani bir güvenceye ihtiyaç bulunmaktadır. Nedeni ise, bu tip tehditlerin sınıraşan ve ulusötesi özellik taşıma eğiliminden dolayı, tek başına dış ülkelerden veya sınır ötesinden gelen geleneksel güvenlik kavramlarının ötesine geçmesidir. İkincisi, insanların güvenliğine karşı ortaya çıkan bu tip tehditlerin bütünleşik şekilde çözülebilmesi için geniş kapsamlı yeni fırsatları ve yapıları kullanan kapsamlı bir yaklaşıma ihtiyaç bulunduğudur. İnsan güvenliğine karşı ortaya çıkan tehditlerin tek başına klasik güvenlik tedbirleri (silah kullanarak) çözülemeyeceği (http://www.un.org/humansecurity/sites/), tamamlayıcı olarak geniş bir ilişkiler ağından hareketle (network), kalkınma, insan hakları ve ulusal güvenlik arasındaki bağımlılıkları kabul eden yeni bir ulusal ve uluslararası fikir birliğine ihtiyaç duyulmaktadır. Nihai tahlilde, ulusal güvenlik ile güvenliğin çeşitli tipleri ile olan ilişki ağları birbirinden ayrılamayan bir tamamlayıcı özelliğe sahip görülmektedir. 

CHS[4], nihai raporu(2003:4), insan güvenliğini: insanın hayati merkezi olan özgürlüğünü korumayla ilişkilendirmektedir. Özgür insanı, şiddetli ve yaygın tehditlerden koruyarak hayatta kalmasını sağlama haysiyetli yaşamın yapı taşlarını oluşturmaktadır. Bu konuyu aynı zamanda siyasi, sosyal, doğal, ekonomik, askeri ve kültürel sistemlerle birlikte düşünmek gerektiği fikri savunulmaktadır. İnsanın güvenliğinin sağlanmasına yönelik konular: güvenlik, hak ve kalkınmanın sahip olduğu "insani unsurlarını" bir araya getiren disiplinlerarası bir kavramdır. İnsan güvenliğini esas alan aşağıda listelenen temel unsurlar şunlardır.

·        Çok sektörlüdür,
·        Kapsamlıdır,
·        Özgün koşullara sahiptir,
·        Önleyicidir.
İnsan merkezli bir kavram olarak, insan güvenliği, bireyi 'analiz merkezine' yerleştirmektedir. Sonuç olarak, hayatta kalmayı zorlaştıran veya ortadan kaldıran ya da yaşamı tehdit eden geniş bir koşul aralığını ele almaktadır. İnsan güvenliği aynı zamanda, haysiyetli olması gereken insan yaşamının dayanılmaz derecede tehdit altında olduğu eşiği belirtir.

Güvensizlik nedenleri, sağlık, çevresel, gıda gibi konuların kişisel, topluluk ölçeğinde incelenmesine ihtiyaç göstermektedir. Bu konular aynı zamanda siyasi güvenlik ile de ilişkilendirilmektedir. İnsan güvenliğini tehdit eden çeşitli güvenlik tipleri birbiriyle bağlantılıdır. Her bir tehdit diğeri ile bağlantılı olup, domino etkisi yaratabilir. Örneğin, şiddetli çatışmalar yoksunluk ve yoksulluğa, dolayısıyla kaynak tükenmesine, bulaşıcı hastalıklara, eğitimde yetersizliklere ve sorunlara yol açabilirken, aynı zamanda belirli bir ülke veya alanda tehditler etki ve tepki ilişkisi içinde daha geniş bir bölgeye yayılarak, bölgesel ve ulusal hatta uluslararası güvenlik sorunlarına yol açabilir. Sınır ötesinden de gelebilecek etkilenmeleri de dikkate almak gerekmektedir.  Birleşmiş Milletler İnsan Güvenliği Vakfının, insan güvenliği kavramını değerlendiren Tablo aşağıda yer almaktadır.

Tablo. İnsan Güvenliğinde Olası Tehditler
Güvenlik Tipleri(Security)
Temel Tehditlere Örnekler

Ekonomik Güvenlik
Kalıcı yoksulluk ve işsizlik
Gıda Güvenliği
Açlık ve kıtlık, terörizm*
Sağlık Güvenliği
Ölümcül Bulaşıcı Hastalıklar*, güvensiz gıda, yetersiz beslenme, temel sağlık hizmetlerine erişim eksikliği
Çevresel Güvenlik

Çevresel bozulma, kaynak yetersizliği, doğal afetler, kaotik ortamda terörizm*. kirlilik
Kişi Güvenliği
Fiziki şiddet, suç, terörizm, aile iç şiddet, çocuk işçiliği
Toplum Güvenliği
Etnik gruplararası, dini ve diğer kimlik tabanlı gerginlikler, terörizm*
Politik Güvenlik
Siyasi baskı, insan hakları ihlalleri, yurt için ve yurt dışı*
Kaynak : kşl. UN Human Security in Theory and Practice,(2009), s.6: Based on the UNDP Human Development Report of 1994 * yazar eklemiştir.
Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre tehditkâr ve tehlikeli ortamlar her tip terör için uygun ortamlardır. Terörün az gelişmiş ülkeler kadar, dünyanın gelişmiş ülkelerine de yönelmesi hatta dıştan destekleyici olmak yanında, “yerleşik” hale gelmesi ve örneğin her türlü turizm faaliyetlerinde ortaya çıkabilecek “güvenlik açığını” fırsat görerek mümkün olan her durumda kullanılması[5], ülkeleri ortak çalışma ve sorumlulukta dayanışmaya yönlendirmiştir. Güvenlik konusu kamu kurumlarına özellikle personel yetiştiren kamu yönetimi temel eğitimini ilgilendirmektedir.
Yeri gelmiş iken, yurt dışı ve yurt içi büyük nüfus hareketlerinin de “güvenlik” ile ilgili olduğunu görmek gerekir. Nitekim 1982 Anayasasında yer almakla birlikte uygulaması olmayan bir konu da güvenlik ve yerleşim ile ilgili hükümdür. Nitekim, 1982 Anayasası'nın “Yerleşme ve Seyahat Hürriyeti”ni düzenleyen md.23 gereğince “sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak...” amaçları için yerleşme ve seyahat hürriyetinin sınırlandırılabilmesi mümkündür. Anayasal destek bulsa da sadece yurt içi değil, yurt dışı yoğun göçlerde de kentlerin göç kabul etmemesine yönelik tepkilere rağmen bu Anayasal Hak kullanılmamıştır. Göç konusundaki çalışmaları üç temele oturtmak mümkündür.
i)        Hukuki yerleşim alanlarında, vergi veren hemşehriye götürülen hizmetlerin daha da geliştirilmesi
ii)      Gecekondu alanlarının ıslahı ve imar düzenlemeleri ile kentle bütünleşebilme için bu alanlarda gerekli ekonomik gelişme hedeflerinin belirlenmesi,
iii)    Kente göçlerin tanısının yapılması ve kent bütününde kontrollü yerleşim için bir optimal (en uygun) program geliştirilmesidir.
Bu çok yönlü çalışmalar, belediye sınırları içinde hizmetin ve yerleşimin kontrolü bütünlüğünde değerlendirilmelidir. Bu nedenle de, 5393 sayılı Belediye Kanununda Zabıtanın görevi tanımlanırken ifade edilen “huzur”( md. 51)  sözcüğü yerine, 1580 sayılı Belediye Kanununda yer alan “hudut” sözcüğünün(md.104) orijinal haliyle korunması yerindedir.  
Düzenli kentleşmeye yönelik hedefler, sadece polisiye tedbirler senaryosuna dayandırılmamalıdır. Hedeflenen amaçlar bir bütün olarak, yalnızca kent alanlarının kontrollü gelişmesini sağlamak ile sınırlı olmamalıdır. Ayni zamanda hemşehrilerin, “kentli hakları” içinde değerlendirilen güvenlik ve medeni hizmetlerden yararlanma gibi diğer haklarını da korumak, mevcut kaynakların en uygun değerlendirilmesini sağlamak gibi önceliklere de yöneliktir. Göç ve güvenlik konusu kimi yazarlara göre, beklenen 3. Dünya Savaşı senaryosunun da itici gücü olarak değerlendirilmektedir.
Uluslararası düzensiz dış göç hareketlerinden de örnek vermek gerekirse, BBC “World News” haberlerinde Davos (2016, Ocak) toplantısı sürecinde, Avrupa’nın göçmen konusundaki düşünceleri de kamuoyuna taşınmaktadır. Bu konuşmalarda Avrupa’ya 2015 yılında 1 milyondan fazla sığınmacı geldiği, Schengen Antlaşmasını uygulayan yirmi altı Avrupa ülkesinin alanı içinde (İrlanda ve Birleşik Krallık hariç) ve dışında seyahat edenler için sınır kontrolleri ile uluslararası seyahat edenler için tek bir devlet gibi ancak herhangi bir iç sınır kontrolü olmadan çalışılmasının bir kazanılmış Avrupa Projesi olduğu kabulü ile,  bütünleşik sınır yönetimi uygulamasından vazgeçmek bir yana, bu ortak projenin sürdürülebilirliğini korumak amacıyla da sınırlardan hukuk dışı gelişlerin kontrolüne yönelik kapsayıcı bir model çalışmasına ihtiyaç duyulduğu ortaya konulmaktadır.
Fransız Başbakanı (Manuel Valls, 2016) Avrupa’nın geleceğini korumak adına sınırların dışından korunması gerektiğinden bahsederek, her bir sığınmacıyı da Avrupa’ya kabul edemeyeceklerini de açıkça söyleşilerde ortaya koymaktadır. Bu durumda Türkiye’den Avrupa’ya göçmen geçirmeme gibi bir idari kabul beklentisi ortaya konulmuştur. Sonraki süreçlerde bu beyanlar hızla uygulamaya konulmuştur. Hatta Birleşik Krallığın Avrupa Birliğinden çıkış (Brexit, tahmini 2019) nedenleri arasında, istemediği göçlerden ve masraflarından kurtulmayı hedeflemek de yer almaktadır. Yabancılar politikasında Avrupa ülkelerinin, hapis cezası gerektiren ölüm, yaralama ve cinsel saldırı gibi güvenlik ihlâllerine sıfır tolerans uygulayarak sınır dışı ettiği koşulların tanımlanması önemlidir.
Türkiye’nin de insani nedenlerle kabul ettiği göçmenleri, Avrupa “güvenlik” nedeniyle kabul etmek istememektedir.  Kuşkusuz bu göçlerin bir sonu olmayacak mı sorusu, cevabı belirsiz, ancak Alman Başbakanının (Angela D.Merkel) 22 Ocak 2016, Davos toplantısı sırasındaki açıklamalarında, göçü ülkesinde tutma konusunda devletlerin tek tek görüşleri yerine ortak adımların atılmasına yönelik çalışmaların önemine vurgu yapması stratejik öneme sahiptir. 2018 yılına gelindiğinde Türkiye’nin kentlerine yayılmış kayıtlı Suriyeli sığınmacı sayısı, 21 Haziran 2018 tarihinde toplam 3 milyon 570 bin 352 kişi olmuştur. 1 milyon 634 bin 853’i kadınlardan oluşan dış göçle gelen bu nüfus , eğitimsiz çocuk kaynağı olarak görülmelidir. Bu yazıda doğan çocukların güvenlik analizinden söz etmek istemiyorum. Ancak internetten erişilebilir resmi bilgiler bulunmaktadır.
Kentlere ilişkin altyapı hizmetleri sorunlarının irdelenmesi ile sınırlı kalan önceki kalkınma planlarına karşılık, Dokuzuncu Planda(2007-2013) “Kültürün Korunması, Geliştirilmesi ve Toplumsal Diyalogların Güçlendirilmesi” konularının yanında yoğun göç ve düzensiz kentleşmenin ortaya çıkardığı uyum ve kültürel sorunlar ile terör ve kent güvenliği konuları da işlenmektedir. Toplumsal bütünleşme ve kültürel yapının geliştirilmesi için yerel yönetimlerin kapasitelerinin artırılması ve “Sivil Toplum Kuruluşlarıyla” diyalogların geliştirilmesi konuları öne çıkmaktadır.
Onuncu Plan Döneminde de (2014–2018),  küresel gelişme ve değişmelere uygun olarak, kent ve kalkınma bütünlüğünü sağlayacak şekilde mekânsal planlama, afet yönetimi ve kentsel dönüşümle ilgili hukuki düzenlemelerin yapıldığı belirtilerek; kentleri daha rekabetçi ve yaşanabilir kılacak yeni, nitelikli iş ve yaşam alanlarının oluşturulması; kentlerin sosyal ve fiziki altyapıya, kaliteli ve güvenli kentsel ulaştırma sistemlerine kavuşturulması yönündeki politika ve uygulamalarda etkinliğinin sağlanmasına yönelik çalışmaların yapılması öncelikli konular arasında yer almaktadır[6].  Ayrıca suç işlenmesinin önlenmesine yönelik Kent Güvenliği Yönetim Sisteminin ülke genelinde yaygınlaştırılmasında önemli çalışmalar yapıldığı belirtilmektedir. Bu durumda bilgi teknolojileri, kentlerin hayatında öne çıkmaktadır. Günümüz kentleri için artık akıllı kentler (smart) ifadesi kullanılmaya başlanmıştır. Yapay zeka olarak değerlendirilen akıllı cihazların yönetimi anlamındaki endüstri 4.0 ile uyum sağlayabilecek, akıllı toplum 5.0 çalışmaları artık önemsenmeye başlamıştır.
KAMU YÖNETİMİ YAPILANMASINDA GÜVENLİK
Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerine göre, güvenlik tanısı merkez-yerel yönetim ilişkileri içinde aşağıda incelenmektedir. Yukarıda kısaca belirtilen uluslararası metinlerde yer alan modern güvenlik tanımlaması ve kentsel hizmetler bütünlüğü ilişkisini Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde görmek mümkündür.
MERKEZ YÖNETİM YAPILANMASI
Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında, Cumhurbaşkanlığı 1 Sayılı Kararnamesi Hükümleri gereğince, aşağıdaki güvenlikle ilişkili gördüğümüz konular Devletin başı olma sıfatıyla, yürütme yetkisine sahip, Cumhurbaşkanı ile doğrudan ilgilidir.
En yüksek Devlet memuru olarak İdari İşler Başkanı, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığının en üst amiridir( CK1, md.5)İdari İşler Başkanlığı temel olarak,  a)Mevzuatla verilen görevleri yapmak ve b) Cumhurbaşkanı tarafından verilen diğer görevleri yapmakla sorumludur. Bütün birim faaliyetlerini, işlemlerini ve hesaplarını denetlemek ve bu hizmetlerin mevzuata, Cumhurbaşkanının politika ve talimatlarına uygun olarak yürütülmesinde Cumhurbaşkanına karşı sorumludur.
Bahsedilen görev ve birimler genel olarak, birbirleriyle irtibatlandırılarak, düzenli ve etkin bir şekilde işletilecektir. Devlet idaresi olarak, sadece düzenli ve etkin çalışmayı dar anlamda kendi içinde sorgulamamakta ayni zamanda “yapılan çalışmaların kamuoyundaki tesirlerini izleme ve değerlendirme çalışmaları yaparak da” (CK1,md.6/ç)  dış etkileri değerlendirmektedir.
Görevlerin içinde ayrı bir başlık olarak “İç güvenlik, dış güvenlik ve terörle mücadele konusunda koordinasyonun sağlanması için gerekli çalışmaları yapmak” (CK1,md.6/ç) yer almaktadır. Bu amaçla “Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü” kurulmuştur. Ayrıca çeşitli birimler amaca uygun görevlere sahiptir. Personel ve Genel Prensipler Genel Müdürlüğünün temel görevleri içinde, Kamu yönetiminin geliştirilmesi ile ilgili hedeflerin, politikaların ve tedbirlerin tespiti için inceleme ve araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bunları değerlendirme amacıyla gerekli çalışmaları yapmak yer almaktadır.

Güvenlik konuları genel olarak listelenmiş olup, bu amaçla kurulmuş Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğünün (CK1,md.9) görevleri aşağıda yer almaktadır:
a) Devletin güvenlik politika ve stratejileri ile ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile koordinasyonu sağlamak, belirlenen politikaların uygulamasını izlemek, değerlendirmek ve raporlamak,
b) Olağanüstü hâl ilan edilen bölgelerde, olağanüstü hâl ilanına esas olan konularda bilgileri derlemek, değerlendirmek ve bu hususlarda koordinasyonu sağlamak,
 (a) ve (b) bendinde belirtilen konularda ilgili politika kurullarının görüşü alınmaktadır.
Terör ve koruma tedbirlerine ilişkin işlemler, kamuoyunu bilgilendirme olarak belirtilmektedir.
Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile belirlenen yeni kamu yönetimi yapılanmasında, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde, 1 sayılı Kararname ile oluşturulan merkezi düzeydeki güvenlik yapılarını destekleyen
 “Cumhurbaşkanlığı Politika Kurulları” (CK1,md.20), önemli bir etkin yönetim aracı olarak değerlendirilebilir. Kurul üyeleri, Cumhurbaşkanınca atanan ve en az 3 üyeden oluşan ve bir üyenin başkanvekili olarak Cumhurbaşkanı tarafından görevlendirildiği, bu kurullar aşağıda listelenmiştir.
a) Bilim, Teknoloji ve Yenilik Politikaları Kurulu.
b) Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu.
c) Ekonomi Politikaları Kurulu.
ç) Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu(Bölgesel sorunlar, göç politikaları, afet ve acil durum halleri yönetimi, sivil havacılık güvenliği, siber güvenlik, karayolu, demiryolu, havayolu (deniz yok) güvenliği, bölgesel sorunlar, küresel gelişmeler , uluslararası ilişkiler)
d) Hukuk Politikaları Kurulu.
e) Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu.
f) Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu.
g) Sosyal Politikalar Kurulu.
ğ) Yerel Yönetim Politikaları Kurulu.(kentleşme, göç ve iskan, çevre, orman ve su, kültürel miras-kentleşme, akıllı şehircilik, Boğaziçinde kamu yatırımları, etkin çevre yönetimi 
Kurulların genel görev ve yetkileri şunlardır(CK1,md.22):
a) Cumhurbaşkanınca alınacak kararlar ve oluşturulacak politikalarla ilgili öneriler geliştirmek.
b) Geliştirilen politika ve strateji önerilerinden Cumhurbaşkanınca uygun görülenler hakkında gerekli çalışmaları yapmak.
c) Küresel rekabetin getirdiği ani değişimlere karşı strateji ve politika önerileri geliştirmek,
ç) Görev alanlarına giren konularda kamu kurum ve kuruluşlarına görüş vermek.
d) Görev alanlarına giren konularda Bakanlıklar, kurum ve kuruluşlar, sivil toplum ve sektör temsilcileri, alanında uzman kişiler ve ilgili diğer ilgililerin görüşünü alarak uygulanan politikaları ve gelişmeleri izlemek, yapılan çalışmalarla ilgili Cumhurbaşkanına rapor sunmak.
e) Cumhurbaşkanı programına uygunluk açısından, bakanlıklar ile kurum ve kuruluşların uygulamalarını izlemek ve Cumhurbaşkanına rapor sunmak.
f) Bakanlıklar, kurum ve kuruluşlar, sivil toplum ve sektör temsilcileri, alanında uzman kişiler ve ilgili diğer ilgililerin davet edilmesi suretiyle genişletilmiş kurul toplantıları yapmak.
g) Görev alanlarına giren konularda talep, ihtiyaç ve etki analizi yapmak ve/veya yaptırtmak.
ğ) Cumhurbaşkanınca verilen diğer görevleri yapmak. 
Belirtilen bu birimler için, kurullar arası bilgi koordinasyonu çalışması kuşkusuz gerekmektedir. Doğrudan bu konuda ortaklığı olan konular için bir “ortak kurullar” yapılanması bulunmaktadır. Bakanlıklar ile kurum ve kuruluşlarla koordinasyon toplantıları başlığı altında (CK11, md.32): Müşterek alanlardaki görev ve faaliyetlere ilişkin koordinasyonu sağlamak üzere ilgili bakanlar, kurum ve kuruluşların üst yöneticileri ile ilgili politika kurulunun başkanvekilinin katılımıyla koordinasyon toplantıları yapılabileceği belirtilmektedir. Başka bir ifadeyle yönetsel etkinlik içinde çalışmalar yürütülecektir. Bu toplantılarda tespit edilen esasların Cumhurbaşkanının değerlendirmesine sunulacaktır.
Kurulların görev alanlarıyla ilgili toplantı ve çalışmalara; bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum ile özel sektör temsilcileri, akademisyenler ve yerli veya yabancı uzmanlar davet edilebilir. Kurullar, görev alanlarına giren konularla ilgili olarak çalışma grupları oluşturabilir. Birden fazla kurulun görev alanına giren hususlar genişletilmiş kurul toplantılarında ilgili kurullar tarafından müştereken çalışılmakta ve görüşler müştereken oluşturulmaktadır.
Ayrıca dikkati çeken bir husus, özellikle  “Tarım ve Orman Bakanlığı” ile “Çevre ve Şehircilik” Bakanlıkları bünyesinde “çalışma grupları” olarak, kamu, özel ve sivil toplum örgütlerinin bilgi birikimlerinden istifade edilmesi planlanmıştır. Diğer bakanlıklarda bu şekilde bir başlık olmadan genel olarak sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliğin ve koordinasyon veya Bakanlık olarak yol gösterici rolleri bulunmaktadır.
Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu
Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulunun görev ve yetkileri şunlardır (CK1,md.26):
a) Türkiye’nin uluslararası ilişkilerine yönelik politika önerileri oluşturmak,
b) Bölgesel etkinliği artırmaya yönelik politika önerileri oluşturmak,
c) Bölgesel sorunlara çözüm önerileri geliştirmek,
ç) Küresel gelişmeleri analiz ederek raporlamak,
d) Değişen güvenlik ortamını analiz ederek, tehditlere, Türkiye Cumhuriyeti sınırlarının yasadışı faaliyetlere karşı korunması, güvenliğinin sağlanması, ülke içinde ve uluslararası alanda işbirliğinin geliştirilmesi ile sınır yönetimine ilişkin güvenlik politika önerileri geliştirmek,
e) Türkiye’nin göç politika ve stratejilerini belirlemek, uygulanmasını takip etmek, Göç uygulamalarını izlemek ve önerilerde bulunmak, göç alanında yapılması planlanan yeni düzenlemeleri değerlendirmek, göç politikaları ve hukuku alanında bölgesel ve uluslararası gelişmeleri takip etmek ve bu gelişmelerin Türkiye’ye yansımalarını değerlendirerek raporlamak,
f) Afet ve acil durum halleri ile ilgili önleme, müdahale ve iyileştirme konularında politika önerileri geliştirmek,
g) Sivil havacılık güvenliği ile ilgili politikaların belirlenmesi amacıyla çalışmalar yapmak,
ğ) Siber güvenlik ile ilgili politika ve strateji önerileri geliştirmek,
h) Karayolu, demiryolu ve havayolu trafik güvenliği ile ilgili politika önerileri geliştirmek.
Genel olarak Kararname hükümlerinin çerçevelediği anlamlandırmaya göre;  güvenliğin geniş anlamda değerlendirildiği, insan kaynaklı ve doğa kaynaklı güvenlik perspektifinden “güvenlik” olgusuna bakıldığı anlaşılmaktadır. Bu konular “Hukuk Politikaları Kurulu” çalışmalarıyla da kuşkusuz yakından ilişkilidir.
Hukuk Politikaları Kurulunun görev ve yetkileri içinde  “ hak ve hak ihlalleri, adalet, hak ve özgürlükler, eşitlik ilkesi, hukukun üstünlüğü, çoğulcu demokrasi, suç oranlarına yönelik azaltma stratejileri ve mağdur konumda olan kadınlar ve çocuklar” konularına yer verilmiştir.
Yerel Yönetim Politikaları Kurulunun görev ve yetkileri CK1,md.31) aşağıda listelenmiştir:
a) Kentleşme ve yerel yönetim alanında politika ve strateji önerileri geliştirmek,
b) Türkiye’nin toplumsal, ekonomik ve siyasal gerçekliklerine uygun olarak yerel yönetim politikalarına ilişkin strateji önerileri sunmak,
c) Göç ve iskan konularında politika önerileri geliştirmek,
ç) Çevre, orman, su ve benzeri alanlarda koruyucu ve geliştirici politika önerileri geliştirmek,
d) Türkiye’nin kültürel mirasından beslenerek kentleşme politika önerileri geliştirmek,
e) Akıllı şehircilikle ilgili araştırmalar yaparak strateji önerilerinde bulunmak,
f) Boğaziçi imar uygulama programları gereği kamu yatırımlarının planlanmasına ilişkin çalışmalar yapmak,
g) Etkin bir çevre yönetiminin sağlanması için politika ve strateji önerileri geliştirmek.
Modern genişletilmiş “güvenlik tanımını” kent ve çevre konularında gözden geçirmek yerinde olacaktır.
1 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi 3. Bölümünde  yer alan Çevre ve Şehircilik Bakanlığının görev ve yetkilerini kapsayan konularına ilişkin olarak;  Yerleşim, yapılaşma, çevre koruma, çevresel etkileri dikkate alma, kirlilik haritaları oluşturma, iklim değişikliklerini çalışmalarda dikkate alma, tesis ve faaliyetlerini izleme, izin verme,.. kıyı alanları ve tesisleri ile niteliğinin bozulması nedeniyle orman ve mera dışına çıkarılan alanlar dâhil kentsel ve kırsal alan ve yerleşmelerde yapılacak iyileştirme, yenileme ve dönüşüm uygulamalarında idarelerce uyulacak usul ve esasları belirlemek, …Küresel iklim değişikliği ve bununla ilgili gerekli tedbirlerin alınması için plan ve politikaların belirlenmesi amacıyla çalışmalar yapmak vb konuları bütünlüğünde imar ve bayındırlık faaliyetleri ile çevre koruma ile bağlantılı analizler yer almaktadır. Bu çalışmaların “mahalli idareleri ve bunların merkezi idare ile olan alaka ve münasebetlerini düzenlemek” (md.97)  konularına yer verilmiştir.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığının; merkez ve taşra teşkilatı bu görevleri aşağıda yer alan hizmet birimleri ile yürütmektedir (md.99).
Bakanlığın hizmet birimleri şunlardır:
a) Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğü,
b) Milli Emlak Genel Müdürlüğü,
c) Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü,
ç) Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü,
d) Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü,
e) Yapı İşleri Genel Müdürlüğü,
f)Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürlüğü,
g) Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü,
ğ) Coğrafi Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü,
h) Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü,
ı) Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı,
i) Strateji Geliştirme Başkanlığı,
j) Yüksek Fen Kurulu Başkanlığı,
k) Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı
l) Personel Dairesi Başkanlığı,
m) Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı,         
n) Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı,
o) Hukuk Müşavirliği,
ö) Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği,
p) Özel Kalem Müdürlüğü.
Tarım ve Orman Bakanlığı; diğer bakanlıklardan farklı olarak; merkez, taşra ve yurtdışı teşkilatından oluşmaktadır .(md.411)
Tarım ve Orman Bakanlığının görev ve yetkileri şunlardır: (CK1,md.410).
Bitkisel ve hayvansal üretim ile su ürünleri üretiminin geliştirilmesi, tarım sektörünün geliştirilmesi ve tarım politikalarının oluşturulmasına yönelik araştırmalar yapmak,  Gıda üretimi, güvenliği ve güvenirliği, kırsal kalkınma, toprak, su kaynakları ve biyoçeşitliliğin korunması ile verimli kullanılmasını sağlamak,  Çiftçinin örgütlenmesi ve bilinçlendirilmesi, tarımsal destek, Ormanların korunması, geliştirilmesi, işletilmesi, ıslahı ve bakımı, çölleşme ve erozyonla mücadele, ağaçlandırma ve ormanla ilgili mera ıslahı konularında politikalar oluşturulması amacıyla çalışmalar yapmak,  milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar ve biyolojik çeşitlilik ile av ve yaban hayatının korunması, yönetimi, geliştirilmesi, işletilmesi ve işlettirilmesini sağlamak, Su kaynakları yönetimidir. Dikkat edilirse bu listede görevler içinde “dağ” kavramı bulunmamaktadır. Oysaki, Türkiye’nin %80’i dağlık alandır. Görevler içinde ormanların korunması olmakla birlikte doğrudan “orman” adı altında bir birime yer verilmemiştir. Bakanlığın hizmet birimleri şunlardır (md.412):
a) Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü,
b) Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü,
c) Hayvancılık Genel Müdürlüğü,
ç) Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü,
d) Tarım Reformu Genel Müdürlüğü,
e) Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü,
f) Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü,
g) Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü,
ğ) Su Yönetimi Genel Müdürlüğü,
h) Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü,
ı) Personel Genel Müdürlüğü,
i) Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı,
j) Strateji Geliştirme Başkanlığı,
k) Tütün ve Alkol Dairesi Başkanlığı,
l) Şeker Dairesi Başkanlığı,
m) Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı,
n)Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı,
o) Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı,
ö) Hukuk Müşavirliği,
p) Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği,
r) Özel Kalem Müdürlüğü.
Bu çalışmalarda konumuz itibariyle “Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğünün” görevleri itibariyle (md.100) ayrı bir önemi bulunmaktadır.
Yerel Yönetimler Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri şunlardır:
Yerel Yönetimlerin iş ve işlemlerine dair mevzuatla verilen görev ve hizmetleri yapmak, takip etmek, sonuçlandırmak ve geliştirmek, Yatırım ve hizmetlerinin kalkınma planları ile yıllık programlara uygun şekilde yapılmasını gözetmek, Yerel yönetimleri geliştirecek araştıralar yapmak ve veri oluşturmak, personelin hizmet içi eğitimi planlaması ve uygulaması, araç ve kadro standartlarını belirlemektir.
Dışişleri Bakanlığının, Küresel ve İnsani Konular Genel Müdürlüğünün(CK1, md.133) görev ve yetkileri şunlardır.
a) Çevre, insan hakları, göç, iltica, insan ticareti ve insani yardımlar ile küresel boyut taşıyan diğer konularda politika ve hareket tarzlarının belirlenmesi için gerekli çalışmaları yapmak ve tatbikine yönelik faaliyetlerde bulunmak, ilgili kurum ve kuruluşlarla koordinasyonu sağlamak,
b) Bakan tarafından verilen diğer görevleri yapmak.
Belirtilen maddeler birlikte değerlendirildiğinde, Bakanlıklar arası ve ilgili kurum ve çalışmaların ilk defa bu kadar, kamu yönetimi çalışmalarında görünür bir işbirliği sağlanmıştır. Gerek tek başına, gerekse genişletilmiş ve/veya birleştirilmiş kurullar ortaklığında verimli çalışma ortamları sağlanmıştır.
TAŞRA TEŞKİLATI VE GÜVENLİK
İçişleri Bakanlığı(CK1, md.254) hükümlerine göre, taşra teşkilatı olarak iç güvenlik politikaları ve sosyo-ekonomik politikaların uyumlu bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere, illerde İl Sosyal Etüt ve Proje Müdürlüğü kurulmuştur. Bu amaçla, ihtiyaç duyulan ilçelerde valiliğin teklifi ve Bakanlığın onayı ile büro kurulabilir. Valilik; kadro, yer ve unvanlarına bakılmaksızın ihtiyaç durumuna göre uzman, sözleşmeli personel ve memurları bu birimlerde görevlendirmeye yetkilidir.
Ayrıca, tüm acil çağrıları karşılamak, sevk ve koordinasyonu sağlamak üzere “büyükşehir belediyesi bulunan illerde” yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı bünyesinde, diğer illerde ise valilikler bünyesinde 112 Acil Çağrı merkezleri kurulmaktadır.
Acil çağrı hizmeti veren kurumların çağrı hizmetini yürütmekle görevli personeli buralarda görevlendirilir. Yeterli personel bulunmaması halinde valilik kadro, yer ve unvanlarına bakmaksızın uzman, sözleşmeli personel ve memurları bu merkezlerde görevlendirebilir. Bu merkezlerin iş ve işlemleri Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenmektedir. Bu durumda Valilerin, idari ve mali olarak sahip olduğu yetki ile güçlü vali konumunda olduğunu söylemek gerekir.
SONUÇ OLARAK;
Kent güvenliği, yerleşimlerin sağlıklı yerleşim tanısı için önemsenen yaşam kalitesi konusudur. Günümüzde, illerin gelişmişlik düzeyinde sadece ekonomik boyut dikkate alınmamaktadır. Yaşam kalitesi göstergeleri de bir bütün olarak önem taşımaktadır. Toplumsal ilerlemenin ölçümünde yeni standartlar ve bireylerin algıları da birlikte öneme sahiptir. Toplumsal gelişme göstergeleri içinde katılım, demokrasi gibi göstergeler de önem taşımaktadır.
Kentlerin güvenliğini tehdit eden unsurları bilmek, kaçınmak için önem taşımaktadır. Çevresel Etki Değerlendirme çalışmaları, aslında bu tehditlerden kaçınmayı sağlayan, yapılması gerekli risk raporlarıdır. Yerleşimlerin yaşam kalitesini bozan veya ortadan kaldıran tehditler aşağıdaki gibi özetlenebilir.
·         Dikkat çekici büyük projelerin yarattığı etkiler,
·         Tek tek belki dikkati çekmeyen, ancak birleştiğinde yoğunluk nedeniyle doğal kaynaklar üzerinde olumsuz etkiler yaratan projeler,
·         İklim değişiklikleri nedeniyle deniz seviyesindeki yükselmelerin özellikle tehdit ettiği alçak-tabanlı kıyı alanları,
·         Deprem gibi ani bir şekilde gelen doğal olayların yarattığı etkiler,
·         İnsan kaynaklı, ister kaza sonucu isterse bilinçli bir şekilde sanayi atıklarının yarattığı olumsuzluklar ve bazen derecesi değişerek felakete dönüşen olumsuzluklar,
Nihai tahlilde,  ister kıyı-sınır yerleşimleri isterse diğer karasal bölgeler olsun, mekansal yönetimin rasyonel ilkeleri oluşturulurken yukarıda sayılan dikkat edilmesi gereken konular yanında,  çok yönlü nüfus hareketlerini de toplumsal huzuru sağlamak adına yerleşim planlarına dahil edilmesi, devletin sürdürülebilirliği ve devlet/toplum  güvenliği ile ilgili temel hususlar olarak stratejik kamu yönetiminde önemsenmeye değerdir.  Kurumsal ve toplumsal sorumluluk içinde hareket edilmesi Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle amaçlanan hizmet kalitesine etki edecek bir öneme sahiptir.




[1] Prof.Dr.Zerrin Toprak Karaman (2018), 7-9 Eylül, III. Kentfor ve İZCEAS 2018, 5-8 Aralık ,İzmir
[2]Marina Alberti vd,  Integrating Humans Into Ecology: Opportunities and Challenges for Studying Urban Ecosystems; file:///C:/Users/Zerrin/Downloads/Integrating_Humans_Into_Ecology_Opportunities_and_.pdf erişim 09.07.2018, s.1170
[3] Kentsel Şart ilkeleri için bkz.
[5] Zerrin Toprak, Karaman (2017) Corporate social responsibilities of stakeholders in terms of secure tourism at disasters and sustainable tourism governance, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/308945, s. 67-69

[6]     Onuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı(2014-2018), s.26,27,50 ve 112