TARİHSEL BAĞLAMDA KADININ DOĞURGANLIK HAKLARI VE CUMHURİYET TÜRKİYESİ ÖRNEĞİ


Creative Commons License

Öğr. Gör. Dr. AHMET YILMAZ

Tez Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi Ana Bilim Dalı, Türkiye

Tez Danışmanı: Fevzi Çakmak

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Kadının doğurganlığı, insanlığın en erken dönemlerinden itibaren anlaşılmaya ve açıklanmaya çalışılan çok katmanlı ve karmaşık bir konu olmuştur. Bu bağlamda, doğurganlığa yüklenen anlamın tarihsel süreç içerisinde hem toplumsal hem siyasal hem de geleneksel açılardan nasıl bir dönüşüme uğradığı, üzerinde durulması gereken önemli bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanlık tarihine bakıldığında, kadının toplumsal, siyasal ya da ekonomik yapı içerisindeki konumunun yalnızca fiziksel ya da duygusal olarak erkekten daha zayıf olup olmadığı ile değil, esas olarak onun doğurganlığı ile şekillendiği anlaşılmaktadır. İnsan toplulukları ister avcı-toplayıcı yaşam biçimini sürdüren erken dönem toplumları olsun, ister tarım devrimi ile köklü bir dönüşüm geçiren yerleşik topluluklar olsun, isterse sanayi devrimiyle birlikte büyük ölçekli toplumsal değişimler yaşayan modern ulus-devletler olsun, her dönemde kadının doğurganlığı toplumsal yapının temel belirleyicilerinden biri olmuştur. Bununla birlikte, tarihsel süreç içerisinde doğurganlık yalnızca biyolojik bir olgu olarak ele alınmamış, aynı zamanda içinde bulunulan dönemin baskın otoriteleri, siyasi yapıları ve toplumsal kurumları tarafından denetlenmek istenmiş ve bu doğrultuda çeşitli politikalar geliştirilmiştir. Denilebilir ki kadının doğurganlığının nasıl tanımlandığı ve nasıl algılandığı, onun toplumsal statüsünü doğrudan ve köklü biçimde etkilemiştir. Ancak doğurganlığın yalnızca biyolojik bir süreç olmaktan öte, toplumsal bir mesele olarak ele alınması ve kadın hakları bağlamında tartışılmaya başlanması oldukça uzun bir zaman almış; bu dönüşüm ancak 20. yüzyılda gerçekleşebilmiştir. Özellikle Neolitik Dönem’de, tarımsal üretime dayalı yaşam biçimi içinde kadının doğurganlığı, toprakla ilişkilendirilmiş ve toplumun refah düzeyi kadına atfedilen bu üretkenlikle doğrudan bağlantılı görülmüştür. Benzer şekilde, günümüzde de ekonomik ve sosyal kalkınmanın, kadının statüsüyle yakından ilişkili olduğu düşünülmektedir. Çünkü insanlık tarihi boyunca doğurganlık, yalnızca bireysel bir gerçeklik olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir olgu olarak ele alınmış; bu durum, doğurganlık yeteneğine sahip tek cins olan kadın için belirli roller ve kimlikler yaratılmasına zemin hazırlamıştır. Bu çalışma, kadının doğurganlığının tarihsel süreç boyunca nasıl algılandığını ve tanımlandığını; mitolojik, geleneksel, siyasal ve biyopolitik bağlamlarda nasıl şekillendiğini tartışmayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda, Türkiye Cumhuriyeti tarihine odaklanarak bu süreçlerin ulusal ölçekte nasıl bir karşılık bulduğunu değerlendirmeyi hedeflemektedir.