Tez Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Programı, Türkiye
Tez Danışmanı: Sabahattin Çağın
Tezin Onay Tarihi: 2023
Tezin Dili: Türkçe
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:
TANZİMAT DÖNEMİ ROMANLARINDA EĞİTİM UNSURLARI
Osmanlı İmparatorluğu’nda 16. yüzyılın sonlarından itibaren yükselme ve genişleme devreleri sona ermiş ve bir duraklama devresi başlamıştır. Başta askerlik olmak üzere, devlet sistemini oluşturan kurumlarda düzenlemeler yaparak sorunları ortadan kaldırmak isteyen yöneticilerin önceliği Kanun-ı Kadim olarak adlandırılan eski düzeni yeniden tesis etmek olmuştur. Ancak alınan tedbirler askerî başarısızlıkları önleyememiş ve devletin tüm sistemleri bu başarısızlıklarla bağlantılı olarak çözülmeye başlamıştır. Bu aşamada Osmanlılar yüzyıllardır üstünlük sağladıkları Batı medeniyetinin ilmî ve teknik açıdan gerisinde kaldıklarını kabul etmek durumunda kalmışlar ve askerlik kurumu başta olmak üzere her alanda Batı’nın teknolojilerinden yararlanma yoluna gitmeye karar vermişlerdir. Padişahların ve sadrazamların kişilikleriyle özdeşlemiş ve sık sık kesintiye uğrayan modernleşme hamlelerinin ardından 1839 yılında Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla programlı bir Batılılaşma süreci başlamıştır.
Batılılaşma hareketleri askerlikten, hukuka, devlet yönetiminden toplumun günlük yaşamına kadar yayılmış ve Osmanlı İmparatorluğu içerisinde çatışmalarla ilerleyen hızlı bir değişim başlamıştır. Konusu insan olan edebiyatın da bu süreçte değişim rüzgârından etkilendiği görülmektedir. Yüzyıllardır Doğu sanatının estetik algıları çerçevesinde gelişen, soyut bir edebiyat geleneği olan Divan şiiri Tanzimat yıllarında yerini toplumsal meseleleri dile getirmeyi görev edinmiş, Batı’nın estetik kaidelerini ve türlerini uygulamaya çalışan bir edebiyat hareketine bırakmıştır. Bu dönemde her edebî tür toplumun içinde bulunduğu sıkıntılı durumu ifade etmek ve iyiye doğruya götürmek amacıyla işlenmekle birlikte özellikle Batı’dan alınan tiyatro, hikâye, roman gibi edebî türler adeta birer eğitim aracı misyonu üstlenmiştir.
Her biri dönemin imkânları dahilinde iyi eğitim almış, çeşitli vasıtalarla kendini geliştirmiş ve girilmek istenen Batı medeniyeti dairesiyle temas etme fırsatı bulmuş Tanzimat dönemi roman yazarları bir yandan yeni bir edebî türü geliştirip bir gelenek kurmaya çalışırken bir yandan da ondan halkı eğitmek için faydalanma yoluna gitmişlerdir. Tanzimat romanları, kurmaca metinler olmakla birlikte yazarlarının formal ve informal öğrenme ve öğretme deneyimlerinden edindikleri izlenimleri yansıttıkları önemli levhalardır. Bu romanlarda toplumun aydın kesimini temsil eden yazarlar halka eğitimin önemini, cehaletin zararlarını, çocuk yetiştirirken yaptıkları yanlışları, yapmaları gereken doğruları, Batılılaşmanın nasıl olması gerektiğini, kız çocuklarının eğitimiyle ilgili izlenmesi gereken yolları anlatmaya çalışırlar. Bunu yaparken bir yandan da ele aldıkları dönemlerde okullarda, evlerde, kütüphanelerde, devlet dairelerinde, matbaalarda, gazete yazıhanelerinde yürütülen formal, informal ve yarı formal eğitim süreçlerini eserlerine yansıtırlar. Doğru ve yanlış buldukları noktaları yücelttikleri veya yerdikleri roman kişileri üzerinden vurgularlar. Bu anlayış Tanzimat dönemi romanlarını eğitim unsurları açısından zengin birer kaynak hâline getirir.
Roman türü bu dönemde bir ibret aynası, bir ansiklopedik bilgi kaynağı, yazarın tecrübesini okuyucuya aktaran bir kanal, okuma eylemini popüler hâle getiren bir eğlence olarak toplumun kültürel hayatının önemli bir aktörü olmuştur. Namık Kemal, Şemsettin Sami, Samipaşazade Sezai, Nabizade Nazım, Mizancı Mehmet Murat gibi az sayıda roman yazan sanatçıların yanı sıra dönemin en üretken ismi Ahmet Mithat Efendi ve onun yetiştirdiği Fatma Aliye Hanım, Tanzimat romanının karakteristiklerini yansıtan eserler yazmışlardır. Bu eserlerin en önemli ortak noktaları toplumsallıkları ve eğitim kavramıyla olan ilişkileridir. Bu yazarlar, çoğunlukla zıtlıkların çatışmasından yararlanarak olumlu ve olumsuz tipler vücuda getirmiştir. Bu tiplerin eğitimlerinde takip edilen aşamalar ve süreçler incelendiğinde dönemin idealize edilen insan tipini ve bu tipin nasıl bir eğitim anlayışıyla yetiştirilebileceğini tespit etmek mümkündür.