Bülbül G., Ulukuş E. Ç. (Yürütücü), Saatlı H. B., Kurt S., Aktaş T. Ç.
Yükseköğretim Kurumları Destekli Proje, BAP Araştırma Projesi, 2021 - 2022
Endometrium kanseri, Batı toplumunun en sık jinekolojik malignitesi olup artan obezite ve nüfusun
yaşlanması nedeniyle de insidansı giderek artmaktadır. Günümüzde endometrium karsinomlarının
sınıflaması temel olarak morfolojik özelliklere dayanmakla birlikte özellikle yüksek dereceli tümörlerde
gözlemciler arası farklılıklar izlenmekte ve postoperatif tedaviyi belirlemede klinikopatolojik
parametreler yetersiz kalabilmektedir. Bu nedenle mevcut morfolojik ve klinikopatolojik faktörlere ek
olarak nüks riskini veya tedavi yararını öngören moleküler belirteçlerin tanımlanması ihtiyacı
doğmuştur.
Tumor Cancer Genomic Atlas (TCGA) Research Network 2013 yılında endometrium karsinomlarını
genomik profillerine göre 4 ayrı gruba ayırmıştır: POLE ultramutant grup, mikrosatellit instabilite (MSI)
hipermutant grup, kopya sayısı yüksek (p53 mutant) grup ve kopya sayısı düşük (spesifik moleküler
profile sahip olmayan/p53wild-type) grup. Bu klasifikasyona göre tanımlanan dört grup içerisinde
POLE ultramutant grup en iyi, kopya sayısı yüksek grup en kötü prognoza sahip olup, MSI
hipermutant ve kopya sayısı düşük grubun prognozları ise birbirine benzer ve orta derecelidir.
TCGA'nın bu entegre analizi, endometrial karsinomların genomik özelliklerinin, agresif tümörlere sahip
kadınlar için cerrahi sonrası adjuvan tedaviyi etkileyebilecek yeni bir sınıflamaya izin verdiğini
göstermiştir.
TCGA subgruplarının, prognostik değerleri çalışmalarla ortaya konmuş olmasına rağmen
histopatolojik özelliklerle nasıl bütünleştirilebilecekleri hala kesin olarak ortaya konabilmiş değildir.
Ayrıca popülasyonumuzda endometrium karsinomları rutinde moleküler olarak sınıflandırılmamakta
ve bu grupların gerçek sıklıkları bilinmemektedir. Bu nedenle biz de öncelikle popülasyonumuzdaki
endometrial karsinomları moleküler olarak klasifiye edip bu grupların sıklığını ve morfomoleküler
özelliklerini ortaya koymayı, bunların yanı sıra klinikopatolojik özellikler ve prognozla ilişkilerini açığa
çıkarmayı hedeflemekteyiz.