Yenidoğanın idrar yolu enfeksiyonlarında klinik seyrin ve uzun dönem sonuçların retrospektif değerlendirmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: UYGAR KOCAMAZ

Danışman: Alper Soylu

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Yenidoğanlarda idrar yolu enfeksiyonu (İYE), diğer yaş gruplarından farklı olarak daha yüksek sıklıkta görülmekte ve sıklıkla bakteriyemi ya da altta yatan üriner sistem anomalileriyle birlikte seyreder. Bu enfeksiyonlar, renal parankimal skar ve kronik böbrek yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlara neden olabilir. Term bebeklerde etken sıklıkla E. coli iken, preterm bebeklerde daha çok nazokomiyal patojenler sorumludur. Tanıda idrar kültürü altın standarttır; görüntüleme yöntemleri ise altta yatan anomalilerin belirlenmesinde önemlidir. Bu çalışmada; hastane ve toplum kökenli İYE tanısı alan yenidoğanların demografik özellikleri, klinik bulguları, etken mikroorganizmaları, altta yatan anomalileri, tedavi yanıtı ve prognozları ile taburculuk sonrası gelişebilecek komplikasyonlar ve böbrek hasarı değerlendirilmektedir. Hastalar ve Yöntem: Bu retrospektif çalışma, Ocak 2015–Aralık 2023 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde İYE tanısıyla yatırılarak tedavi edilen 0–28 günlük 110 yenidoğanı kapsamaktadır. İYE tanısı, mesane kateterizasyonu ile alınan idrar örneğinde ≥10.000 CFU/ml tek mikroorganizma u ̈remesi ve piyüri varlığı ile konulmuştur; önceden antibiyotik kullanmış olgularda ise sadece piyüri varlığı yeterli kabul edilmiştir. Hastalar; gestasyon yaşı, doğum özellikleri, başvuru semptomları, laboratuvar değerleri, kültür sonuçları, antibiyotik duyarlılıkları, görüntüleme bulguları, uygulanan tedaviler ve takip verileri açısından değerlendirilmiştir. Preterm doğum ≤37 hafta olarak kabul edilmiştir. CRP >0.5 mg/dL, piyüri ve hematüri mikroskobik kriterlere göre tanımlanmıştır. VUR evrelemesi düşük (evre 1–3) ve yüksek (evre 4 5) olarak yapılmıştır. SFU kriterleri kullanılarak üriner sistem anomalileri sınıflandırılmıştır. Hastaların büyük kısmı taburculuk sonrası poliklinikte izlenmiş; ulaşılmayan hastalar için e-Nabız ve telefon anketleri kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya alınan 110 yenidoğanın %69,1'i erkek ve %74,5'i termdi. En sık görülen risk faktörleri antibiyotik kullanımı ve hastaneye yatış öyküsüydü. Başvuru semptomları arasında en yaygın olanları kötü beslenme, ateş ve sarılık olup, 8 %39,1'inde genel durum kötüydü. Kan testlerinde %60,9 lökositoz, %53,6 CRP yüksekliği saptandı. İdrar analizinde %61,1 piyüri, %11,2 nitrit pozitifliği izlendi. Kültürlerde en sık izole edilen mikroorganizmalar E. coli (%31,8) ve Klebsiella (%30,0) idi. Antibiyotik direnci en çok Klebsiella türlerinde, ampisilin ve amoksisilin-klavulanata karşı gözlendi. Görüntüleme bulgularında hastaların %37,2'sinde hidronefroz, %26,9'unda DMSA ile renal skar, %33,8'inde VUR saptandı. Hastane kaynaklı İYE'lerde preterm doğum oranı ve antibiyotik direnci anlamlı şekilde daha yüksekti. E. coli dışı mikroorganizmalar, hastane enfeksiyonlarında baskındı. USG'de saptanan anomaliler ile lökositoz, antenatal USG bulguları ve tedavi genişletilmesi arasında anlamlı ilişkiler vardı. VUR'lu hastalarda inflamasyon belirteçleri (CRP, prokalsitonin) ve nötrofil düzeyleri daha yüksekti. Yüksek evre VUR, nitrit pozitifliği, ileri evre hidronefroz ve tekrarlayan İYE ile anlamlı ilişkiliydi. Tekrarlayan İYE için anlamlı risk faktörleri arasında piyüri, antenatal USG anomalisi ve VUR varlığı yer aldı. Sonuçlar: Bu çalışmada, yenidoğan döneminde idrar yolu enfeksiyonu (İYE) geçiren hastalarda klinik, laboratuvar, radyolojik ve mikrobiyolojik özellikler ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Erkek cinsiyet, term doğum ve sezaryen öyküsü, I ̇YE'li hastalarda belirgin özelliklerdir. E. coli en sık etken mikroorganizma olmakla birlikte, hastane kaynaklı enfeksiyonlarda Klebsiella gibi dirençli bakteriler daha sık izlenmiştir. Piyüri ve lökositoz gibi inflamatuvar parametreler hem enfeksiyonun tanısında hem de altta yatan anomalilerin öngörülmesinde anlamlı bulunmuştur. USG ve DMSA gibi görüntüleme yöntemleriyle saptanan anomaliler, VUR ve renal skar gelişimi açısından önemli prediktörlerdir. Antibiyotik direnci, özellikle hastane kaynaklı olgularda daha belirgin olup tedavi stratejilerini doğrudan etkilemektedir. Yüksek evre VUR, antenatal USG anomalisi ve ileri evre hidronefroz gibi bulgular, daha ağır enfeksiyon seyrine ve tekrarlayan İYE gelişimine zemin hazırlamaktadır. Özellikle antenatal dönemde saptanan üriner sistem anomalileri, doğum sonrası yakın izlem açısından kritik öneme sahiptir.