Fotoğraf ve ideoloji


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 1995

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ÖNDER ERKARSLAN

Danışman: OĞUZ AHMET ADANIR

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

ÖZET Genellikle bir toplumsal sınıfın, siyasal partinin ya da hükümetin sosyo-politik inançları doğrultusunda biçimlenerek açık anlatımını bulan ideoloji, ekonomik ilişkilere bağlı olarak ortaya çıkan, toplumsal ve fiziksel gerçekliğin niteliğini belirleyen inançlar bütünü ya da fikirler sistemidir. Bir toplumsal yapının varolabilmesinin olduğu kadar, yıkılmasının da ön koşulu olan ideoloji, son çözümlemede üretim biçimini yansıtır. Sosyo-ekonomik alanda (para, iş, refah) daha az güçlü olanlar üzerinde bir denetimin varlığı kabul edildiğinde, iktidarın uygulanmasında ve sürdürülmesinde temel bileşkenin ideolojik olduğu ve bunun da çeşitli onaylama, reddetme ve uzlaşma olgularına dayandığı söylenebilir. İdeolojiler herzaman, maddi özgüllüğü olan verili bir ideolojinin etkin iletişim araçları ve diğer uygulamaları aracılığıyla üretilir, taşınır ve algılanırlar. Bu ideolojinin başlıca taşıyıcıları ve üreticileri ise entellektüeller, başka bir deyişle, kültür üreticileridir. Bu anlamda, bir sınıfın ya da bir grubun politik fikirleri ve inançları ile bunlarla eklemlenmiş kültürel üretimler arasında sıkı bir bağ bulunmaktadır. Buna ilişkin en yaygın görüş ise, toplumsal düzenin genel bir ideoloji ürettiği ve bu düzenin bu genel ideoloji tarafından yeniden üretildiğidir. Dolayısıyla bu sosyo-ekonomiko- kültürel ilişkiler içinde belirlenen birey, bahsi geçen ideolojik süreç içinde yaşamak ve anlam üretmek zorundadır. Genelde ideoloji için geçerli olan olguların görsel ideoloji içinde aynı şekilde geçerli olması gerekir. Ancak durum, uygulamada biraz farklılıklar göstermektedir. Çünkü en başta, bazı sınıfların tarihsel olarak kendilerine ait gelişmiş bir görsel ideolojileri olmamıştır. Bunlar kimi durumlarda belli bir resim tipini hiç üretmemişler, sözgelimi hiç tablo yapmamışlardır. Bu durum da, bazı imge tiplerini üretme gereksinimininözgül bir ideolojiyi ve belli bir toplumsal konumu gerektirdiğini göstermekledir. Egemen sınıfların ideolojisi egemenlik altındaki sınıfların ideolojisine, bu ideolojiyi tümüyle çarpıtabileceği bir noktaya kadar nüfuz edebilir. Örneğin Hıristiyanlık dünyasının resmin yasaklanması konusundaki ciddi tartışmaları ve İslamiyelin tasviri yasaklaması rastlantısal bir olgu olarak değerlendirilemez. İdeolojik süreçleri çözümleme çabası kaçınılmaz olarak dil sorununa gelip takılmaktadır. Dil, ideolojik pratik tarafından işlenir. Kitlelere özgül bir toplumsal durum, belli bir dünya görüşü, üsluplar ve retoriklerle yüklü olan dil aracılığıyla empoze edilir. Bu ideolojik söylemler, ideolojinin dilde eklemlenmesinin ürünüdür. Dil Saussure' ün de belirttiği gibi, temelde toplumsaldır. Birey, düşünme ve konuşma fonksiyonlarını yerine getirebilmek için kendisini dil sistemi içine yerleştirmek zorundadır. Toplumsal hayatın ve toplumsal pratiğin her yönü (kodlar tarafından düzenlenen ve çeşitli söylemler aracılığıyla eklemlenen bir göstergeler sistemi olan) dil tarafından tanımlanmaktadır. Dolayısıyla dil bu anlamda maddi ve toplumsal pratikle içice geçmektedir. Fotoğrafın insan deneyimini aktaran bir dil olduğu söylenmektedir. Deneyim, ruhbilim, budunbilim, ve fiziği ilgilendirdiği kadar, dilbilimi de aynı ölçüde ilgilendirmektedir. İnsan deneyimi kişinin duyumsayabileceği ve algılayabileceği herşeydir. Ancak deneyim hiçbir zaman aktarılamaz. Bu görmeyen birine görme olgusunu anlatmaya benzemektedir. Bu anlamda hiç bir dil sisteminde betimleme ve anlatım düzeyinin dışında, böyle bir deneyimin tümüyle aktarılmasına hemen hemen olanak yoktur. Fotoğraf ise, betimleme düzeyinde de sorunlarla karşılaşmaktadır. Betimlemeden anlatıma, tek bir fotoğraftan çok, birden fazla sayıda fotoğrafa gereksinim duyulduğunda geçilmektedir. Böyle bir anlatım biçimi ise, sinematografik anlatım biçimine öykünme süreci olarak da nitelendirilebilir.Berlin Dadacıları ise, fotoğrafı parçalanmış gerçekliği yansıtmak için gazete, dergi ve çeşitli çizimlerden kestikleri parçalarla yapıştırarak bir ready-made imge olarak kullanmışlardır. Zamansal önceliği konusunda anlaşmazlık içinde olmalarına rağmen, fotoğrafla aşağı yukarı aynı zamanda tanışan Rus Konstrüktivistler de benzer nedenlerden (figüratif resme dönmeden avant-garde sanatın baskın tavırlarından ve soyutlamanın getirdiği sınırlamalardan uzaklaşmak amacıyla) dolayı fotomontajı kullanmışlardır. Berlin Dadacıları ve Rus Konstrüktivistler, fotoğrafı bir yaratım malzemesi olarak kullanmalarının yanısıra, çağdaşlarına oranla yöntemlerinin bir propaganda gücüne sahip olduklarının da farkındaydılar. Bu bağlamda, fotomontajın gelişiminde iki genel eğilimin varlığından sözedilebilir. Biri Amerikan reklam anlayışından gelen ve çoğunlukla Dadacılar ve Dışavurumcular tarafından kullanılan formun fotomontajıdır. İkinci eğilim ise, SSCB' de içeriksiz sanatın bittiği bir dönemde Konstrüktivistler tarafından kullanılan, askeri ve politik nitelikli fotomontajdır. Fotoğraf 1970' li yıllarda da avant-garde sanat akımları tarafından oldukça sık başvurulan ve yoğun biçimde kullanılan bir dışavurum aracı olma özelliğini sürdürmüştür. Örneğin nesnelerden çok düşüncelere inanan Kavramsalcıların, sanatı metalaşmaktan, fiziksel nesneye olan bağımlılığından kurtarmak amacıyla başvurduğu alternatiflerin arasında, fotoğraf önemli bir yer tutmuştur. Bu sanatçılardan bazıları kurgusal hikayeler yaratmayı seçerken, bazıları fotoğrafik anlamı sözcükler ile genişletmeyi, kimileri de içinde bulundukları sanat ortamının belgesel açıdan eksik yönlerini fotoğraf ile kapatmaya çalışmışlardır. Postmodern sanatçılar ise, fotoğrafik imgeleri bağlamından çekip alarak ya da içeriğini boşaltarak onları, belirsiz işaretler ve farklı anlam taşıyıcıları olarak kullanmışlardır. Kendilerinietkileyen Kavramsal sanat akımından geldikleri için Postmodern sanatçıların, fotoğrafçı olmak ya da sanat fotoğrafçılığının kriterlerine bağlı kalmak gibi bir sorunları olmamıştır. Bu anlamda fotoğraf, bu sanatçılar için sadece bir seçenek aracıdır. Ancak bu sanatçılar üzerindeki etkinin çoğu, insan ilişkileri ve kitle iletişim endüstrisinde olduğu gibi, yaşamın kendi deneyiminden kaynaklandığı söylenebilir. Dolayısıyla sanatta Postmodernizm aynı zamanda, bizim dünyayı nasıl algıladığımız konusuyla bağlantılı olarak gelişen bir süreçtir.